<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658</id><updated>2011-07-29T03:02:22.709+03:00</updated><category term='http://bp0.blogger.com/_0-lPhcFMdWg/R8fhqMV_0oI/AAAAAAAAAAU/MHZ5uddGWWE/s320/adım+üstümde.JPG'/><title type='text'>ETEĞİMDEKİ TAŞLAR</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>43</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-6781564116265002936</id><published>2009-01-21T09:53:00.004+02:00</published><updated>2009-01-21T11:11:57.779+02:00</updated><title type='text'>vaziyetler</title><content type='html'>Kuzunun uyku karnesi düzelmeye başlamıştı aslında. Son iki haftaya kadar yeni bakıcımız (yeni bir bakıcımız var artık) gündüz gayet güzel uyutuyor, gece de ben yatağına uyanık yatırıyordum, o da yatakta biraz debelenip uyuyodu. Gece de en fazla iki kere uyanıp saat 6'ya kadar güzelce uyuyordu. Ta ki 6. hastalık denen hastalığa yakalanana kadar. Herhalde gittiğimiz oyun grubundan kaptı, 3 gün 38'den aşağı indiremedik ateşini. Şuruplar, sık sık ılık duşlar filan kar etmedi. Neyse ki 4. günde bitti. Geceleri ateşten doğru dürüst uyuyamayınca ve ateş de çok yorduğundan sonrasındaki 3-4 gün uyudu da uyudu. Öyle çok uyudu ki (tabii onun standartlarına göre) artık hiç uyumuyor. Dişler de biraz kabarmş, belki de ondandır.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada çocuk doktorunun ulaşılabilir olmasının ne kadar öemli olduğunu anlamış bulunuyorum. En son methini duyup meşhur bir profesöre götürmüştüm kuzuyu. Adam gerçekten ilgili ve bilgiliymiş. Gel gör ki bu ateş zamanında mümkün değil ulaşamadım. Cep telefonu da sekreterinde, kadını her aradığımda "biz size döncez" deyip durdu. Artık sonucusuda "zahmet etme canım" deyip yüzüne kapattım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eski bakıcıya daha fazla tahammül edemeyeceğimi anlayınca onu kibarca yollayıp tekrar ajansın yolunu tuttum; ilk seferinde görüştüğüm adaylardan biri hala boştaymış. Ben de bir deneyeyim dedim. Tahtalara vurayım şimdilik çok memnunum. Bu arada bir de bir günlük bir Natalya maceramız da oldu, onu da arz edeyim yeri gelmişken. Efendim, bizimkilerin bir tanıdıklarının bir tanıdıklarının oğlunun Rus nişanlısı iş arıyormuş. Memleketinden psikoloji diploması olan Natalya yağız Türk delikanlısına güzide Alanya beldemizde ilk görüşte aşık olup, bir ay içinde tası tarağı topladığı gibi oğlanın ailesiyle yaşadığı eve yerleşmiş. (Bu arada ev bizimkinden görünüyor, o kadar yakın) Oğlan henüz işsiz, ama annesi ve Natalya'yla geldikleri görüşmede "Aslında ben ona &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;çalışma ben sana para veririm&lt;/span&gt; diyorum ama kerata çalışmak istiyor hehheh" gibi yüksekten atacak kadar da gözüpek (ailesi de memur emeklisi bu arada). Natalya, -ki kuzu da ilk görüşte aşık oldu galiba, sırıta sırıta bi bakışı vardı ki anlatamam- sıfır Türkçe, derdini anlatacak kadar İngilizce biliyor. Çalışmaya çok hevesli. Ben de önce atladım; kız genç, rahatça eğitebilirim, nasılsa daha epeyce evdeyim Türkçe öğrenir bu arada, oğlan da bir yandan Rusça öğrenir, Ruslar çalışkan olur, üstelik psikolog, kuzuyla iyi iletişim kurar filan diye. Bir deneyelim deyip başladık. Kız hakikaten çok şeker ama Türkçe bilmediğinden kuzuyla iletişim kuramıyor haliyle; ben de hiç öyle aman çocuğum 3 yaşına gelmeden sekiz dil öğrensin heveslisi değilim, öğrensin isterim tabii de önce kendini kendi dilinde güzelce ifade etsin sonra. Haydi kız Türkçeyi zamanla öğrenir dedim ama hem evlenene kadar üç ayda bir memleketine gitmesi gerekecek hem de eli işe hiç yatkın değil. Sonra annem de bir deşti ki daha evlenip evlenmeyecekleri bile belli değil. Kız çok aşık ama oğlan feci kıskançmış, "örtün, Müslüman ol" filan diyormuş buna. "ailem asla izin vermez, zaten çok karşılar burada olmama" diyor. Baktık ki bu iş yaş, aylarımı verip onu kıvama getireceğim, bir de bakmışım vazgeçip gitmiş, kıza "sen manyak mısın niye bir Türk'le üstelik de böylesiyle evleniyorsun?" diye giriştik annemle. Tek söylediği oğlanın aslında çok iyi kalpli, Ruslar'ınsa kaba olduğu. Biraz anlatınca durumundan çok emin olmadığı çoktı ortaya. Helalleştik ayrıldık. Allah yolunu açık etsin, ne diyeyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada evde sıkıntıdan patlamak üzereyim.  Ortada iş miş yok, yaza kadar da bir şey çıkacak gibi değil, bari epeydir aklımda olan dikiş işini öğreneyim diyorum. Ankara'da Ümitköy civarında böyle kurslar bilen var mıdır ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-6781564116265002936?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/6781564116265002936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=6781564116265002936&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6781564116265002936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6781564116265002936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2009/01/vaziyetler.html' title='vaziyetler'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-7627703752847905785</id><published>2008-12-16T15:44:00.009+02:00</published><updated>2008-12-16T18:05:32.954+02:00</updated><title type='text'>işte öyle bir şey</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/SUe5kL4Ij-I/AAAAAAAAABc/NDiU9tXUkqU/s1600-h/kas%C4%B1m2.jpg"&gt;                                                       &lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/SUe5kL4Ij-I/AAAAAAAAABc/NDiU9tXUkqU/s320/kas%C4%B1m2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280393119429857250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üstte gördüğünüz bu son derece masum suratlı insan yavrusu uyku vakti geldiğinde Mr Hyde misali canavarlaşıp uyumayı reddediyor. 1 senenin sonunda artık bu gerçeği kabullenip kendimi yememem, uyku işini hayatımdan çıkarmaya alışmam lazım. O yüzden günde 40-50 kere söylüyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocuk doktorları bu işi kesinlikle bilmiyorlar &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(bizim oğlan iki sene annesiyle yattı, ancak öyle uyuyordu; bazı sanatkar ruhlu çocuklar böyledir; alıştırmışsını siz böyle, artık yapacak bir şey yok, vs.) &lt;/span&gt; Anlı şanlı pedagogumuz da bizim kuzu karşısında aciz kaldı. Zaman zaman iyi uyuduğu birkaç gün geçirsek de son durum itibariyle 24 saatlik rutinimiz şöyle:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Gece 20:00'de emerek yatış, 22:00-23:00 civarı ilk uyanış, pış pış, e eee mantralarıyla birkaç dakikada dalış, sonra ortalama olarak 1-1,5 saatte bir haykırmak ve 1 saniye içinde yatakta ayağa fırlamak suretiyle (katiyen mızıldanarak değil) uyanış, 2-3 dakikada tekrar dalış, tam uyudu derken 5-10 dakika sonra uyanış, tekrar pış pış, sabah 5 civarı uyanış, bu sefer yarım saatte (bazen 1 saatte) zorla dalış, en geç 6'da tekrar ve nihayi uyanış, annenin koynunda emerken 15-20 dakika sersemleyiş, 6:30'da güne başlayış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Şansım varsa 10:00 civarı sabah uykusuna yatış, 30 dakika sonra uyanış. Öğleden sonra artık tam piyango, 15'te de olabilir, 17'de de. Bazen de hiç uyumadan, ama uykusuzluk başa vurduğu için sürekli mızlayarak günü bitiriş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1 yaş bebeleri günde 12-13 saat uyur diyenler ya ne dediğini bilmiyor ya da bizimki bir tür uzaylı. Rutinler, sakinleştirmeler, kitaplarda yazan, sağdan soldan duyduğum hiçbir şey kar etmedi. Aslında uykusu var, ama uyku kelimesi telafuz edildiğinde bile oğlanı mahvediyor. Artık çareler tükenince ağlatmanın zamanıdır dedi pedagog ama bizimki tam 2 (yazıyla iki) saat ağlayıp yine de uyumayarak beni perişan eyliyor. Geceleri ağlatmaya ise cesaret edemiyorum, apartmanda uyuyan diğer insanlara yazık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse bu arada 1. doğum günümüzü de eda eyledik 10 gün önce. Özenip manyak gibi hazırlandım, macaronundan cheesecakeine; 50 kişi doyardı o sofrayla. Kalabalık, gürültü, iki ailenin bir araya gelmesi filan, hiç zevk almadım. Sonrasında da tatsız şeyler oldu. Geçti gitti netekim. Ama kuzu müthiş mutluydu, oğlan tam bir sosyal kelebek; herkesin kucağında saatlerce oturdu, oynadı, gıkı çıkmadı. Emmek, kucağıma gelmek aklına bile gelmedi. Bayram sonu millet (nihayet) gidince de resmen bunalıma girdi. Ama seneye evde asla böyle bir şeye kalkışmam, hele de kuzu hala uyumamaya devam ederse; kusura bakma şekerim, annen mutsuz olunca otomatikman sen de oluyorsun. Değmez.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık bitsin bu sene değil mi? Kuzumu büyütmek dışında bir tane bile iyi şey olmadı koca sene. Sağlık sorunları, mali sorunlar, ailevi sorunlar... Bir de üstüne kriz geldi, tüy dikti. Artık çalışmaya başlamam lazım ama İK gazeteleri 3 sayfa filan çıkıyır, o da ilan değil, makale  dolu. Vaziyet berbat.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yetmezmiş gibi bakıcımız feci geveze ve ukala çıktı. Bizim buralara istediğim saatte gelip gidecek adam bulmak çok zor olduğundan katlanmaya mecburum, hele de görüştüğüm diğer tipleri düşünecek olursak bu ehveni şer zaten. Maalesef sürekli dip dibeyiz. Araba Hanereisinde, Hanereisi uzaklarda işte, dolayısıyla ben eve hapis ve sabahtan akşama çen çen sürekli bir konuşma uğultusuyla yaşıyorum. İlk hafta yapışık yaşadık mecburen, kuzuyu onunla yalnız bırakmak isemediğimden. Onu tanımak için de bol bol konuşmasına ses etmedim. Bu da sandı ki herhalde ben muhabbet insanıyım, bastı gaza. Hayır salak kafam, ağzımı açıp bir şey de diyemiyorum, az buçuk eğitimli, memurluktan emekli, oturaklı filan bir kadın. Şimdi çareyi onları salonda bırakıp çalışma odasına kapanmakta buldum. Sade ben değil annem, temizliğimizi yapan hanım filan da illallah demiş vaziyette. İkinci arabayı alana ve ben işe başlayana dek kurtuluşum yok. Bu da ne zaman olur allah bilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç iç açıcı olmadı bu yazı biliyorum. Aslında içim buradakinden daha karanlık. Daha kuzuya istediğim gibi iyi bir anne olamadığım hisleriye boğuşmamdan, ona hak ettiği herşeyi veremeyeceğimize dair endişelerimden, hayatın alabildiğine tatsız ve bazen çok kısa, bazen de aşırı uzun olduğundan filan söz etmedim. Etmesem daha iyi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şeye rağmen çok şeker bir kuzu bu ya!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-7627703752847905785?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/7627703752847905785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=7627703752847905785&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7627703752847905785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7627703752847905785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/12/ite-yle-bir-ey.html' title='işte öyle bir şey'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/SUe5kL4Ij-I/AAAAAAAAABc/NDiU9tXUkqU/s72-c/kas%C4%B1m2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-8594730456889069164</id><published>2008-08-17T15:26:00.006+03:00</published><updated>2008-11-06T12:15:20.182+02:00</updated><title type='text'>uykusuz her gece</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;2 yıl okul tatili kabilinden 3 aylık yaz tatilimiz güzel lakin uykusuz bir şekilde geçmekte. Ağlatma  işe yaramadı (sinirlerimi laçka etmekten başka), Ferber gelsin de bizim kuzuyu uyutsun. Baby Whisperer diye bir kitap getirtmiştim İngiltereden; uyuyana kadar yanından ayrılmadan, ağlayınca kucağa alıp sakinleşince yatağa bırakma şeklinde özetlenebilecek bir yöntem öneriyor, ilk gün sabah uykusunda 40 dakika denedim, bel kol kalmadı. Gece de 12'ye kadar emzirmeden denedim. Uyumaya uyuyor ama yarım saatte bir uyanıyor. Açlıktan uyanmadığı kesin çünkü dayanamayıp sabaha karşı annemin yanına veriyordum, orada sütten yana  ümidi olmadığından mışıl mışıl uyuyordu; dün gece onda da uyumamış. Devam etsem mi bilemedim. Burada keyfim yerinde, yorulunca annemle babama atıyorum ama eve dönünce ne yapacağım bilmiyorum. Uykusuzken hiç çekilmem ben. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Onun dışında günler hep aynı telaşla geçiyor, sabah kalk, (o 6 gibi uyanıp dedesiyle gezmeye gidiyor) halin varsa kuzuyla denize git, yoksa azıcık daha uyu, kalk kuzuyu yedir, uyut, koş denize bir yüz çık, kuzunun öğle yemeğini hazırla, uyansın yedir, biraz oynat, bir koşu yüz gel, yine uyut, azıcık popon yer görsün, uyansın hazırla, denize götür, yüzdür, yüz, eve gel, banyosu, akşam yemeği, yatır. Aralarda bol bol emzir, meyvesini hazırla, yoğurdunu mayala, nette çaresizce uyku sitelerini gez. Gece de ha bire kalk. Yine de en azından açık havadayız, deniz var, kilo vermem de cabası.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Dönüş yaklaştıkça bakıcı gerçeği germeye başlıyor beni. Şimdiden hepsinden nefret ediyorum. Hangi bakıcı benim yavruma benim kadar iyi bakabilir sıkıntısı her anne gibi beni de sardı. Yaşını geçince tuvalet şartlanmasına başlamak istiyorum, binbir türlü sağlıklı kurabiye öğrendim, onları yapmak istiyorum. Dünyayı  benden öğrensin istiyorum, hiç tanımadığım bir (o da şanslıysak, yoksa bir sürü) yabancıdan değil. Öte yandan çalışmaya başlamam lazım (tabii önce iş aranacak). Çalışmasam bile sadece çocuk odaklı yaşamak çok zor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diye yazmıştım aylar önce, üşengeçlikten, isteksizlikten vs yayınlamamıştım. Bir de insan deniz kenarında yaşayınca, ne bileyim, domates doğrarken başını kaldırıp bugün güneş dalgalara hangi açıyla vurmuş diye durup bir mola verebiliyorsa, kuzu uyuduğunda "ben bi koşu iki kulaç atıp geleyim" diye cümleler kurabiliyorsa, iki tişört, bir şortla ömrünü rahat rahat idame ettirebiliyorsa hayat olduğundan daha hafif, daha gerçeküstü, bir o kadar da yaşanası geliyor insana ve blog yazmak da makyaj yapmak, para hesabı yapmak, o eteğin altına şu pabucu giymek, alışveriş yapmak gibi eylemlerden biri haline geliyor. Dile kolay 4,5 ay gerçek dünyadan uzak yaşadım, saatlerce yüzdüm, kuzuyla oynadım, denize baktım, daldım, kilolarımı selülitlerimi ummana saldım; şimdiyse tam anlamıyla sudan çıkmş balık gibiyim. Gerçek hayat hangisi sahi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse. Kuzu hala uyumayı reddediyor. Gündemin ana başlığı bu, gözlerimin altındaki mor halkalar, tek basamağa doğru ilerleyen zeka katsayım, sürekli yorgunluk artık dayanılmaz halde. Bir pedegok  son çarem.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakıcımız 10 güne başlıyor. Sevmedim tabii ki ama birinden başlamak lazım. Artık benim de normal insanlar gibi yaşamam, semt sınırlarından çıkmam, üstüme başıma ciddi birşeyler almam, topuklularla nasıl yürünür hatırlamam, ne bileyim kuaföre filan gitmem lazım. Asıl iş aramaya başlamam gerek. Hiç içimden gelmiyor aslında, zira  sosyallik de spor gibi bıraktın mı hamlıyorsun, başlamaya üşeniyorsun. Öyle zoruma gidiyor ki şu anda yeni bir ortama girmek, alışmak, sabah kendimi yollara atıp gece enkaz gibi dönmek, kuzumu birkaç saat görebilmek. Ama gerçek hayat bunu emrediyor, öyle değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu ara hayat biraz gri, puslu. Umarım yakında güneş açar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-8594730456889069164?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/8594730456889069164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=8594730456889069164&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/8594730456889069164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/8594730456889069164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/08/uykusuz-her-gece.html' title='uykusuz her gece'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-6323333560340296277</id><published>2008-06-18T16:57:00.007+03:00</published><updated>2008-06-27T17:33:39.082+03:00</updated><title type='text'>rapor</title><content type='html'>6. ayımız bitti ve kendimizi yazlığa attık salimen. Ankara iyice basmıştı gari, yaşasın serin sular, anne yemekleri, en önemlisi kuzuyla ilgilenecek fazladan iki köle!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Caniliğe tam gaz devam. Mehter adımıyla ilerleme kaydediyoruz, çok yürek yakıcı bir şey, bitince yazayım en iyisi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günde iki kere yüzebiliyorum, gerisi kuzuyla oynayarak, onu uyutarak (ya da uyutamayarak, ki bu daha fazla zaman alıyor), yedirerek, sabah havuza, akşamüsyü denize sokarak, ama illa ki bir çırpıda geçip gidiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim kuzu pek boğazlı çıktı, ne versem yiyor (tahtalara vurayım), ben de karman çorman çorbalar yapıyorum ona (bugünküne fesleğen kattım); her türlü meyveye bayılıyor, favorisi yoğurt. Umarım hep böyle gider. Yarın kahvaltıya da başlıyoruz. Eminim onu da sever.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geleli tek satır okuyamadım. Uykuları düzene girdiğinde başlayacağım. Şimdilik kuzu uyur uyumaz kendimi denize ya da internete atıyorum. Daha 2 ay buradayız nasılsa, biraz kaslarımı çalıştırayım, sonra beynime de sıra gelir elbet.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat tatilde anlayacağın şekerim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...diye yazmıştım, üzerinden asır geçti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kahvaltıya başladık, ekmek, peynir, pekmez, ceviz ve anne sütüyle bir karışım hazırlıyorum, yememek için kendimi zor tutuyorum, kuzu da bayılarak lüpletiyor. Zaten biz ne yesek, ne yapsak çok ilgisini çekiyor, özellikle babamı dakikalarca kıpırdamadan dinliyor (ona göre babasını özlediğinden). Kitap okumaya gelince ise tek derdi sayfaları çiğnemek, ne zaman hikayelerden, resimlerden zevk alacak acaba? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her öğlen terasta havuz sefası yapıyor, akşamüstü de denize götürüyorum. Denizde üşüse de gıkını çıkarmıyor, neredeyse yarım saat yüzüp oynuyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dişleriyle sıkıntısı çok, elleri, bizim ellerimiz, giysileri, ayakları, eline geçen her şey ağzında, bir çıksa da kurtulsa şekerim, bazen geceleri sırf kaşıtmak için uyanıyor zavallı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bin tane oyuncak taşıdım yanımda, hiçbiri umrunda değil. Varsa yoksa kumandalar, gözlükler, tabaklar, kaşıklar, hele de bardaklar! Suluğu sevmiyor, döke saça bardaktan içecek illa ki. Ben de evde ne kadar tahta kaşık, plastik kap var yığıyorum önüne, aşçı olacak benim kuzu herhalde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öte yandan uyku işini hala halledemedim, 10 gün oldu ağlamadan uyumuyor hala. Acele  mi ettim bilmiyorum. Gece de saat başı ayaktayım, evvelsi gün istisnasız her kemiğim, eklemim ağrıdı, öylece yattım, bir de çarpıntı tutuyor arada. Bu yaz bu iş hallolmalı, yoksa kışa halim harap.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabahı yata kalka zor ettiğimden geceler uzun ama gündüzler öyle çabuk buharlaşıyor ki, nereye gidiyor bu günler hiç anlamıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-6323333560340296277?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/6323333560340296277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=6323333560340296277&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6323333560340296277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6323333560340296277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/06/rapor.html' title='rapor'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-3046142039952564690</id><published>2008-06-16T21:05:00.003+03:00</published><updated>2008-06-16T21:15:37.705+03:00</updated><title type='text'>cani anne</title><content type='html'>Şimdi çok vaktim yok, kuzuyu yarım saat önce zar zor uyuttum, her an yeniden uyanabilir, sonra tekrar emzir, salla, al sana bir yarım saat daha (en az). O yüzden kısaca sorup kaçacağım: Ferber metodunu uygulamaya karar vermiş bulunuyorum, becerebilir miyim orası ayrı. Merak ettiğim şu: metodu gündüz mü yoksa gece uykusunda mı yoksa ikisinde de mi uyguluyoruz? Birinde uygulasak diğerini de kurtarır mı? Saygılar, sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-3046142039952564690?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/3046142039952564690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=3046142039952564690&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3046142039952564690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3046142039952564690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/06/cani-anne.html' title='cani anne'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-1002798683461641259</id><published>2008-05-05T11:09:00.005+03:00</published><updated>2008-12-12T06:14:25.403+02:00</updated><title type='text'>başlıksız</title><content type='html'>Blog'dan çok uzaklaştım bu aralar, aslında hayattan  bütünüyle uzağım. Öte yandan asıl hayatı sürekli kollarımda tutuyorum... amaan ne bileyim çok inişli çıkışlıyım son zamanlarda. Kah mutluluktan havalara uçuyorum kuzum kucağımda diye; kah çok yorgun ve uykusuzum diye, saatlerce uyutmaya çalıştıktan  sonra uyumadı diye, haydi binbir zahmetle uyudu yarım saat sonra uyandı diye, artık hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak, artık kaçış yok diye... 2 saat  hüngür hüngür ağlıyorum (dün geceki gibi). &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaklaşık bir ay sonra kendimi yazlığa attığım günleri bir görsem daha birşey istemeyeceğim. Beni müthiş eğlenceli günler beklediğinden filan değil (F tipinden yarı açığa transfer gibi birşey), en azından sabah beslenmesinden sonra bizim erkenci kuşu (5, en geç 6'da ayaktayız) annemlere satıp 1-2 saat uyuyabileceğim diye müthiş heyecanlıyım. İnsan çocuk sahibi oluca küçük şeylerden mutlu olmayı öğreniyormuş meğer.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu hafta çok yoğun ve stres dolu; yarın annem anjiyo olacak, perşembe bizim kuzu sünnet, sonra yarın Döndü günü=benim ruhen ve bedenen perişan olma günüm (Döndü 3 aydır haftada iki gün -artık bire indirdim- gelip bize yemek yapan komedi bir kız, beni öyle yoruyor ki yazın ben yokken Hanereisine yemek yapacak olmasa hemen vedalaşacağız kendisiyle), kayınvalidem yarın sünet için geliyor, akşamına yemek istediler (ki benim pek umrumda değil, aşı olunca yemek mi yiyoruz da, sünnetin ne farkı var?),  babam bir sebepten onlara kırgın ben gelmem diyor, annem gelebilir mi o haliyle meçhul, gelmezse bizden kimse olmayacak, bir de üstüne oğlan huzursuz olup uyumazsa yandı gülüm ketenhelva.  İşte bir daha eskisi gibi olmayacaklar listesine bir madde daha: iki başına sakin sakin yaşayıp gitmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu da bizim aşçı yamağı, oturunca pek bir semiz görünüyor nedense :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/SB7KSo_Y11I/AAAAAAAAAAk/8hqk_AsuBf8/s320/IMG_2522.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196813441621874514" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün benim doğum günüm, sadece yaşlanmış hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-1002798683461641259?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/1002798683461641259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=1002798683461641259&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1002798683461641259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1002798683461641259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/05/balksz.html' title='başlıksız'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/SB7KSo_Y11I/AAAAAAAAAAk/8hqk_AsuBf8/s72-c/IMG_2522.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-3411440040642814059</id><published>2008-03-10T17:26:00.010+02:00</published><updated>2008-12-12T06:14:25.521+02:00</updated><title type='text'>Ben nerde yanlış yaptım ya da 3. ay psikozu</title><content type='html'>Durum başlıktaki kadar acılı arabesk mi, yoksa ben mi abartıyorum günlük bilmiyorum. Ama 3. ay itibaryla halim gerçekten vahim. Bizim kuşun uyku direnci beni mahvediyor. Bir de bu aralar benim kucağım hariç hiçbir şekilde durmadığından yapışık ikizler şeklinde yaşıyoruz, ve asla göğsümü bırakmıyor, doymuyor... derken telefon çalar ve bizimki uyanır...&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmıştım, birkaç gün geçti üzerinden. Ama yukarıdakiler aynen geçerli, durumda bir değişiklik yok. Birazcık özgürlük ve dinlenmiş kemikler için 3. aya çok bel bağlamıştım, hüsran oldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de asıl sıkıntım başka, kafam çok karışık, canım sıkkın anlayacağın. Anlatabilir miyim derdimi bilmem, bir deneyeyim yine de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi ben bebek bebek diye yıllarca kendimi yırttım, sonunda uykusuz muykusuz ama en şahanesinden bir tane oldu işte. Ama daha şuncacık zamanda bir melankoli bende, bir bezginlik, bir "bu mudur yani hayat" umutsuzlukları! Nankörlük mü, kadir bilmezlik mi ne dersen de. Ama günler haftalara, aylara öyle hızlı, öyle birbirinin aynısıymışcasına dönüyor ki, şu filmdeki gibi hani, her sabah aynı gün, her akşam aynı gece. Oğluma bayılıyorum, uyutmak için kırk takla atıp uyuyunca uyunsa da sevsem diye dakikaları sayıyorum; ama bazen, o koltukta, günün 7., 8. saatini kucağımda emzirerek ve karşı duvarı seyrederek geçirirken, ya da gün içinde sayısını hatırlamadığım kere altını değiştirip, bitmeyen ağlamalarını yatıştırmak için dakikalarca türlü şaklabanlıklar yaptıkan sonra yorgun ve dağılmış, camdan dışarı dalıp, hayatın bensiz nasıl da heyecanlı telaşlı aktığını düşleyince, ne bileyim aklıma estiği gibi herhangi bir yere, mesela kuaföre, sinemaya, İstanbul'a gidemeyince,  hiç, ama hiçbir şey üretmeyip, kendi yemeğimi bile pişiremeyince, kıyafetlerim bir yana ayakkabılarıma bile sığamayınca, dünyanın her türlü hengamesi gözüme öyle güzel, öyle ulaşılmaz geliyor ki; sanki öncesinde de şahane bir hayatım varmış gibi üstelik. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de şu bitmek bilmeyen bekleyiş hali. Farkettim ki hep bekliyorum, daha iyi uyuduğu, saat başı göğsüme yapışmadığı, sofraya bizimle oturduğu, ne bileyim işte konuştuğu, beraber kitap okuyacağımız, yüzeceğimiz günleri, dışarıda gidebildiğim mesafenin ve geçirebildiğim vaktin pusetin gittiğinin ve şimdiki emme peryodunun biraz daha fazlası olduğu zamanları... Neden şu andan zevk alamıyorum bir türlü bilmiyorum.  Bizimki biraz... zor demeyeyim de zorlu bir bebek, ondan mı kapadım kendimi içime, dört duvara bilmem, bildiğim en kısa zamanda sıkı bir plana ihtiyacım olduğu. Bu böyle gitmez, giderse ufak ufak küçülüp gidecekmişim, yok olcakmışım gibi geliyor zira. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç anne bloglarındaki gibi bir yazı olmadı değil mi, o mutlu, enerjik, tatminkar, sıkıntı çekseler de her daim sıkı, ne yaptığını bilen, çocuk da yapan, kariyer de, eğlenen de, evde ve dışarıda işini gücünü sürdüren, hayattan kopmayan kadınlarınki gibi değil. Belki de mesele daha öncesinde de bu saydıklarım gibi bir kadın  olmamış olmam, zaten nasıl yapılacağını, nasıl idare edileceğini, neresinden çekiştirmem gerektiğini hiç öğrenememiş olmam, mesele bu herhalde. Öğrenilebilir birşey midir hayatı yaşamayı becermek? Ya da iyi ihtimal daha çok erken buları istemek için, kim bilir?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;O kadar da karamsar değilim aslında ama şimdi böyle geldi içimden. Geçer.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R9ksTy6baOI/AAAAAAAAAAc/xzOSJeWDqXI/s320/IMG_2033.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177217965235071202" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-3411440040642814059?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/3411440040642814059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=3411440040642814059&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3411440040642814059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3411440040642814059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/03/ben-nerde-yanl-yaptm-ya-da-3-ay-psikozu.html' title='Ben nerde yanlış yaptım ya da 3. ay psikozu'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R9ksTy6baOI/AAAAAAAAAAc/xzOSJeWDqXI/s72-c/IMG_2033.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-5273214777986175903</id><published>2008-02-11T15:42:00.008+02:00</published><updated>2008-12-12T06:14:25.695+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='http://bp0.blogger.com/_0-lPhcFMdWg/R8fhqMV_0oI/AAAAAAAAAAU/MHZ5uddGWWE/s320/adım+üstümde.JPG'/><title type='text'>güncelleme</title><content type='html'>Uyumuyor, doymuyor, mızıldanmayı kesmiyor. Bu ara yaptıklarıyla değil yapmadıklarıyla annesini perişan ediyor bizim kuzu. 3 aylık bir insan yavrusu nasıl olur da günde sadece 7-8 saat uyur anlamıyorum. Bazen öğleden sonraları o kadar perişan oluyor ki aralıksız 5 saat filan sızıyor. Bazen o da yok. Aç mı, bir yeri mi ağrıyor, gazı mı var anlamıyoruz. aklımıza gelen herşeyi deneyip tesadüfen başarılı olursak susturmayı becerip biz de azıcık rahat ediyoruz. Böyle günlerin akşamlarında yorgunluk ve sinir bozokluğudan zırıl zırıl ağlıyorum ben de. Bugün kendi doktorundan başka bir doktora göstereceğiz. O da normal derse bağrımıza taş basmaktan başka çare yok.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlaşıldığı üzere günler sadece ona endeksli. Yanım alıp bir yere gidemiyorum. Annemler de yok, böylece 1 saat bile bırakıp çıkamıyorum. (birkaç gün üst üste öğleden sonra uyuyunca geçenlerde babasıyla başbaşa bırakıp maniküre gittim, geldiğimde garibim mutfak masasının üzerinde ana kucağında, babası da salonda yerde sızmışlardı, ben çıkar çıkmaz ağlamaya başlamış ve saatlerce susmamış.) Ne zaman hangi modda olacağı hiç belli olmuyor. Hava güzelse 1 saat filan dışarıya çıkarıyorum, ben de hava alıyorum bu sayede.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evvelsi gün ilk kez fantezi yapıp bir başıma arabaya atıp bize yakın ufak bir alışveriş merkezine gittim. Bizimki kapalı mekanda dura kalka pusette yatmaktan pek haz etmedi, mızıl da mızıl söylendi durdu.  İki insan yüzü görmekten öyle mutluydum ki bu beni starbucks'ta bir sıcak çikolata içmekten alıkoymadı. Ama hem puseti, hem araba koltuğunu, hem de bizim 5 kiloluk damacanayı taşımak oldukça zormuş, onu anladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğumdan beri bir gram bile kilo veremedim bu arada. Bu da tuz biber ekliyor moralime. güya emzirme kilo verdirirdi, yalanmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kadar istediğim birşey hayatımı nasıl böyle cendereye aldı hayret ediyorum. Bazen bundan sora yaşamım hep böyle geçecekmiş korkusuna kapılıyorum. Yersiz biliyorum ama bir daha hiçbirşeyin eskisi gibi olmama gerçeğini kabullenmek zor geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kadar yakınmayı yalancı çıkaracak bir parçayla sözlerime ara veriyorum. Böyle masum birşey bu kadar bezdirsin adamı, söylesen kimse inanmaz!&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R8fhqMV_0oI/AAAAAAAAAAU/MHZ5uddGWWE/s320/ad%C4%B1m+%C3%BCst%C3%BCmde.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172350812042547842" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-5273214777986175903?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/5273214777986175903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=5273214777986175903&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5273214777986175903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5273214777986175903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/02/gncelleme.html' title='güncelleme'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R8fhqMV_0oI/AAAAAAAAAAU/MHZ5uddGWWE/s72-c/ad%C4%B1m+%C3%BCst%C3%BCmde.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-6566009099111005758</id><published>2008-01-18T14:11:00.000+02:00</published><updated>2008-12-12T06:14:25.885+02:00</updated><title type='text'>ismiyle cismiyle</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R5CYcStYLZI/AAAAAAAAAAM/yXSOz5bOeOA/s1600-h/IMG_0140.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R5CYcStYLZI/AAAAAAAAAAM/yXSOz5bOeOA/s320/IMG_0140.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5156789185165143442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte 6 haftalık Ilgaz kuzumuz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-6566009099111005758?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/6566009099111005758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=6566009099111005758&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6566009099111005758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6566009099111005758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2008/01/ismiyle-cismiyle.html' title='ismiyle cismiyle'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0-lPhcFMdWg/R5CYcStYLZI/AAAAAAAAAAM/yXSOz5bOeOA/s72-c/IMG_0140.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-8289454165529706492</id><published>2007-12-23T16:22:00.000+02:00</published><updated>2008-01-06T14:56:20.479+02:00</updated><title type='text'>bir türlü güncellenememiş günce</title><content type='html'>Fırsat bulmuşken bir post daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim kuzu emmeyi öğrendi. Ama bu sefer de bırakmayı bilmiyor. Yarım saatte, saatte, ya da 2 saatte bir istiyor. Sanırım yeterince doyamıyor. Kesin bilmiyorum, zira doktoruyla emzirme işinin inceliklerini henüz konuşmamıştık; daha birkaç hafta süreceğini sanıyorduk ki bizimki bunu da erkenden kaptı. Birkaç gün öncesine kadar emmesi için gözünün içine bakarken şimdi biraz uyku için bana fırsat tanıması için yalvarıyorum. Rutinimiz 10 dakika emzir, 15 dakika-yarım saat uyandırmak için uğraş, yine emzir, yine uyandır, 1 saat kadar uyu ve tekrar başa dön. 3 gün böyle gittikten sonra artık uykusuzluktan zombi kıvamı aldım ve dün gece iki sefer mamaya direnemeyip verdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİYE YAZMIŞIM BİR SÜRE ÖNCE...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama her gün yeni bir şey oluyor, eskiyi siliyor. İkimiz de yeni yaşamımıza alışmaya başladık. Her gün hem bir öcekinin aynı hem de çok farklı. Günler saatler birbirine girdi. Sonunda evvelsi gün gidip feci haldeki saçımı kestirebildim. Biraz fazla kısa oldu; eskiden olsa karalar bağlardım ama zaten evden dışarı pek çıkmadığımdani çıktığım zaman da suçluluk duygusuyla derhal dönmeye baktığımdan pek kimse görmeyecek ne de olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş böyle ne kadar sürer bilmiyorum. Herhalde ufaklık büyüdükçe bana da başka şeyler için zaman, derman ve akıl kalacak. Şimdilik 40 denen o büyülü tarihi bekliyorum; bebek o zaman rutine girecekmiş, karnım o zaman inecekmiş, lohusalık resmi olarak o gün bitecekmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En acısı mutfağa tekrar dönüş olacak. Şimdilik ben söylüyorum, babam alışverişi yapıyor, annem pişiriyor. Ufaklık kucağımdayken nasıl olacak bu iş bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DERKEN...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annelik gerçekten zormuş diyeceğim, olanlar gülecek olmayanlar korkacak ama şimdilik benim hissettiğim bu. "Hele bir emsin gerisi kolay" derken şimdi de " hele bir yarım saat emsin yarım saatte de uyusun yeter" moduna geçtim. Doktorumuz 20 dakika en fazla yarım saat emzirip gerekirse sonra emzik kullanıp uyutmamı söyledi ama bizimki ne yarım saat emmeyle doyuyor ne de emzik alıyor. Günümün büyük kısmı odasındaki koltukta geçiyor artık. Gündüzleri koşturmaktan pek dinlenemediğimden geceleri ayrı bir zevkli geçiyor. Herşey ayrı bir suçluluk vesilesi oldu; sütüm yedeklemek için sağacak kadar çok değil, o yüzden evden çıktığım zaman mamaya talim ediyor, 1,5 saat emzirdikten sonra uyutma merasimine halim ve sabrım kalmayıp anneme havale ediyorum, bu da beni ilerideki başbaşa günlerimizi düşündürterek ayrıca geriyor. Tam aman yoluna girdi derken herşey baştan değişiyor. Hanereisi epeydir feci hasta olduğundan bebeğe yaklaşamıyor, yani ondan da hayır yok. Internetten uyku ve emzirmeyle ilgili bulduğum herşeyi okuyorum ama pek işe yaramıyor. Bakalım belki 1. ay için fazla sabırsız davranıyorum, göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik ben annelik zormuş derim, sonrasını bilemem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-8289454165529706492?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/8289454165529706492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=8289454165529706492&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/8289454165529706492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/8289454165529706492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/12/bir-trl-gncellenememi-gnce.html' title='bir türlü güncellenememiş günce'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-3697413065811773140</id><published>2007-12-23T16:20:00.000+02:00</published><updated>2007-12-23T16:21:55.845+02:00</updated><title type='text'>biz geldik</title><content type='html'>Bizim minik kuzu anasına çekti vetezcanlı bir kuzu olduğunu kanıtlayarak 4 hafta erken gelmeye karar verdi. Bir akşam, daha işten ayrılalı 1 hafta ancak olmuşken, sabahında şehrin muhtelif yerlerindeki işlerimi görmek için arabayla ve yürüyerek dört dönmüşken, oturup 2 saat çikolata keselerinin mıknatıs süsleriyle uğraşmış ve yarısına bile gelememişken, saat 10 gibi elimde dergi koltukta yayılmışken ve hanereisi yurtdışında, annemler evlerinde, ev dandini ben ondan da beterken, deve tellal pire berber iken suyum geliverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası; annemlere ve doktoruma haber, hanereisine ister balonla ister koşarak, bir şekilde yetişmesi talimatı vererek, evi azıcık toplayarak, çantamın eksikliklerini tıkıştırarak, ve dua ederek geçirilen panik dakikaları. Hastaneye yatış, sancılar ve sabaha kadar bekleyiş. Tanrım bu 4 hafta için ne planlarım vardı hiçbirini takmadı oğlum. Sadece babasının gelişini bekledi o kadar. Tam beni ameliyathaneye indirecekleri dakika yetişti eşim ve içeri girdik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl macera sonra başladı. Biraz minik ama sağlıklı şekilde doğdu kuzum anka kuşum. Ne prematüre ne haftasında, önlem için daha doğru dürüst koklayamadan aldılar koynumdan ve yoğun bakıma koydular. 3 gün ara ara küvezden seyrettim yavrumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç yaşında çektikleri yetmedi, birkaç gün sonra sarılık oldu haydi tekrar hastaneye. Işıklar altına kavruldu pişti bebeğim. Neyse ki geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ben hayatımın en berbat dönemini geçirdim ve hala da çok iyi sayılmam, zira ememiyor küçüğüm, çünkü daha çok küçük. Hiçbir teselli aklımda yerini bulmuyor, kimsenin tecrübesi iknaya yetmiyor. 10 dakikada bir ağlıyor, günde en az bir kere kriz geçiriyorum. Mama vermek çok gücüme gidiyor, ha bire süt sağmak hem çok yorucu hem can acıtıcı. Şaşkın ve yorgunum. Günler sağarak, enjektörle besleyerek, memeye alıştırmaya çalışarak, fırsat buldukça süslerini tamamlamaya çalışarak ve asla dinlenemeyerek geçiyor. Annem evi ele aldı ama benim gibi takıntılı bir düzen hastasına yetmiyor işte, ancak 10. günde biraz düzen kurabildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanereisi epeyce evde kalacak, bu iyi bir şey, ama sanki daha önce 10 tane doğurmuş gibi her şey hakkında fikri var. Annemle sık sık geriliyor, bu da beni geriyor. Kendi derdim yetmezmiş gibi bir de bununla uğraşıyorum. Emzirme sıkıntımı pek anlayamıyor. Ukalalığı lohusalık sıkıntısını pek kapsamıyor nedense.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün tartıldığımda yajklaşık 9 kilonun gittiğini gördüm, ama hala 6 aylık gibi karnım ve yağlar duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle böyle yuvarlanıp gidiyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pompa başından şimdilik bu kadar iki elimi de kullanabildiğim ilk fırsatta yine yazarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-3697413065811773140?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/3697413065811773140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=3697413065811773140&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3697413065811773140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3697413065811773140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/12/biz-geldik.html' title='biz geldik'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-970893568691024607</id><published>2007-11-27T13:16:00.000+02:00</published><updated>2007-11-27T13:44:28.752+02:00</updated><title type='text'>son elveda</title><content type='html'>35'i devirdik bızdıkla. Dikkat edersen adı hala yok, bızdık, bıdık, tekmelerden dolayı vandam,bayrama denk gelme ihtimali yüzünden bayram, kurban, kavurma gibi bilimum cıvıkça isimlerle çağırıyoruz oğlanı. Sağlık olsun diyeyim, ne denir ki başka?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ve mahalle baskısı sonucu bugün itibariyle işten ayrılıyorum. İzin sonrası döner miyim biraz karanlık. O yüzden biraz buruk içim. Hoş düşününce burada iyi para kazanmanın haricinde çok neşeli zamanlar geçirdim diyemem, aklımda kalan koca bir can sıkıntısı. Yine de keyifli yanları yok değildi, insan -hele de ben- bağlanıyor demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuma kadar epeyce var, evde ne yapacağım diye kara kara düşünmeye başladım şimdiden. Gerçi temizlik günleri  paso evden kaçmam lazım, yardımcı kadınla 1 saatten fazla zaman geçirirsem tansiyonum oynuyor zira. Çikolata için keseler hazırladı annem, üşengeçlik girdaplarında sürüklenmezsem kalan günlerde fimodan süsler yapmak istiyorum. Bebeğin yıkanıp ütülenecek eşyaları, okunacak kitaplar, seyredilecek filmler var. Havalar bozmasaydı bant yerine açık havada uzun yürüyüşler planlamıştım ama bugün itibariyle kış geldi, bu da biraz hayal oldu. Öyle böyle geçecek işte zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Doğum öncesinde doğum sonrası depresyonu anksiyetesi"&lt;/em&gt; diye birşey varsa ufaktan onu yaşamaya başladım sanırım. Hergün "doğumdan sonra depresyona girmeyeceğim, doğumdan sonra depresyona girmeyeceğim" diye telkinde bulunuyorum kendime. O dönemde annemler bir süre bizde kalacak, Hanereisi de evde daha çok zaman geçirecek tabii, hüküm sürecek hengame, gürültü, kalabalık, ortaya çıkması çok muhtemel gerginlikler, üstüne bebeğin bakımıyla ilgili endişeler, uykusuzluk, yorgunluk filan zaten şimdiden geriyor beni. Hiçbir şeyin kontrolünü ele alamayacakmışım gibi geliyor. Bir şeyi kırk kere söylersen olur teorisi tek dayanağım. ElifŞafak'ın kitabını da alıp okumalı ama o 10 ay filan çekmiş, iyice beter umutsuzluğa düşmekten korkuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım şimdilik bu kadar. Bundan sonra muhabiriniz ben yaman sarı saman (demezsem çatlardım) size evden bildireceğim. Hadi bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-970893568691024607?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/970893568691024607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=970893568691024607&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/970893568691024607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/970893568691024607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/11/son-elveda.html' title='son elveda'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-6124365000380208546</id><published>2007-11-09T11:58:00.000+02:00</published><updated>2007-11-09T13:01:47.786+02:00</updated><title type='text'>33 biterken</title><content type='html'>Çok boşladım burayı, ama karnımdaki festival dışında heyecanlı birşey olduğu yok. Ev, iş, yemek, uykudan ibaret oldu hayat. Bir tek sık sık sinemaya gidiyoruz, bebeklerin artık iyi duyabildikleri için bu aylarda sinemadaki yüksek sesten hoşlanmadıklarını okumuştum ama bizimkinin keyfi yerinde gibi. Ay sonunda bir konsere gideceğiz, bakalım tepki verecek mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ufak bir heyecan yaşadık geçen hafta, düştüm. Akşam karanlığında, bir yandan çantamda araba anahtarını arayıp bir yandan merdivenden inerken son basamakta ayağım boşluğa geldi ve güm! Nasıl becerdim bilmiyorum ama kendimi dört ayak üstüne atmayı başardım. Ödümün patlaması  haricinde bir şey olmadı gerçi ama yine de hastaneye gittik. Doktorum acildeki nöbetçilere her ihtimale karşı NST talimatı verdi. Geçen haftadaki kontrolümde "NST'ni daha sonra yaparız." demişti, kısmet bu haftayaymış demek ki. 10 dakika demişti ama hemşireler  yarım saat uygun buldular, biz de oğlanın kickbox sesleri eşliğinde hastanenin doğum kısmını etüt etmiş olduk, beğendik, yine gelecek ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanereisi yine arazi. Üstelik daha isim de belirleyemedi(k). Anonim diyeceğiz bu gidişle. Olur da erken gelmeye filan karar verirse rezil olacağız etrafa. Bir de daha hastane için hiçbir şey almadım. Annem benden daha telaşlı, harıl harıl çikolata kesesi dikiyor; bıraksam içinin çikolatalarını alacak. Bense hala daha çok var modundayım. Uygun bir geceliğim bile yok, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yattığım aynı pozisyonda uyanan, deliksiz uyuyan ben artık sabaha kadar yatakta fırıl fırıl dönüp duruyorum, üstelik bu kadar kocaman bir göbekle çok da zorlanarak. Koltuktan kalkmak ve yattığım yerden doğrulmaksa en büyük eziyet, bazen kendimi ters dönmüş kaplumbağa gibi hissediyorum. Hergün yürümesem hepten küreselleşeceğim demek ki. Aynada kendimi tanıyamıyorum. Bu süreci 7-8 kilo alarak geçirenler mutant filan olsalar gerek. Mesela şu az kilo alan meşhur manken kızımız benim başladığım kiloda bitirmiş 9 ayı.  Bense kendimi mutfaktan alamıyorum, hem yapmak hem de yemek anlamında. Sonra fırsat bulamam diye elimdeki daha önce denemediğim tariflerden yapıyorum (ki koca bir klasör tutuyor kendileri), evde iki kişi olunca da fazla fazla yiyorum. Bu denemeler ne hikmetse ve maalesef genelde pasta çeşitlemeleri üzerine oluyor. Tanrım, birazcık irade istiyorum, azıcık!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-6124365000380208546?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/6124365000380208546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=6124365000380208546&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6124365000380208546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6124365000380208546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/11/33-biterken.html' title='33 biterken'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-5086842492570738800</id><published>2007-10-24T11:13:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T13:40:09.197+03:00</updated><title type='text'>böyle gelmiş böyle gider</title><content type='html'>Her gün onlarca genç insanımız göz göre göre yitip gidiyor. İnsanın içi almıyor resimlere, görüntülere bakmaya; gidişata göre gidenlerin ardı yakın gelecekte de kesilecek gibi değil. Başta Amerika, bütün dünya bizimle dalga geçiyor, bizim elimizdeyse koz olarak bir tek "kötü kedi Şerafettin" var. Binlerce kilometre uzağımızdaki ülkeler kendi geçmişlerinin karanlıklarına bakmadan yüz yıl önce soykırım yaptık iddiasıyla bizi ayıplıyor, söz konusu rakamlar her sene geometrik olarak artıyor, bizse ne bilimsel platformlarda ne diplomaside lafımızı dinletemiyoruz, sadece kuru tehdit. Hükümet "borsa düşer haa ona göre" diye diye aylardır yıllardır her türlü aksiyona ayak diriyor, üstelik benim çervremde borsada parası olan kimse yok, hiçbirimizin çevresinde böyle insanlar yok, o insanlar bizim sınırlarımızda bile oturmuyorlar, örneğin Japonya'da ev kadınlığı filan yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerde yazılan televizyonlarda gösterilen konuşmaların hepsi yalan; hakiki konuşmaların fikirleri gece başlar yastığa konduğunda şekillenip sabaha ihale salonlarındaki pazarlıklarda kotarılıyor, akşamına yatakta "aklıma sağlık ne iyi ettim" denerek sağlaması yapılıyor. Mesela cin fikirli bir bakan "daha nereleri nereleri satsam da ülkenin faiz borcuna yama, gelecek seçime nohut parası, bizim oğlana da gemi sermayesi çıkarsam?" diye istihareye yatıyor, sabaha salonda kendi ülkesinde tek bir yaprak koparsa kıyametlerin de kopacağını bildiğinden kapağı bu gariban ülkeye atmış &lt;em&gt;yabancı sermaye&lt;/em&gt;ye&lt;em&gt; (&lt;/em&gt;ki asıl &lt;em&gt;&lt;strong&gt;sermaye&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;nin &lt;em&gt;kim&lt;/em&gt; olduğu tartışılır tabii) "Gel en güzel dağımın ırzına geç, çil çil altınları kap, bana da biraz bırak" diyor, çıkışta mikrofona "çevreye zarar filan verilmiyor, ajanların kışkırtması bunlar, üstelik ağaç başına şu kadar para aldık" diye demecini patlatıyor, akşam yattığında "iki ağaç üç kuş için amma fırtına kopartıyor bu çapsızlar, altın ulan bu!" diye huzurla uyuyor. Mesela bir başkası "Yetti bu entel laiklerin maskaralıkları, üstelik beş kuruş faydası yok memlekete, kesin yıkıcam o mezbeleleliği." diye hırsla uyuyor, sabah salonda yeni yeni palazlanan din kardeşi müteahhitlere "Yedirir miyiz Taksim'in en pahalı yerini bir avuç günahkar çıplağa? Elbette alışveriş merkezi yapacağız orayı, az bekleyin." diyor, çıkışta mikrofona "AKM'yi yenisini yapana kadar yıkmayacağız, sanat severler müsterih olun." diyor, akşam yattığında "Bu millet nankör, binlerce kişinin para akıtacağı bir güzelim alışveriş merkezi 3-5 çapulcu laik gıy gıy bir şeyler dinleyecek diye feda edilir mi? Üstelik güzelim İstanbul'a yakışmayacak kadar da çirkin. Hani demokrasi, hani halkçılık?" diye mışıl mışıl uyuyor. Mesela bir diğeri gece "Bu TSK'yı ne etsek de rezil etsek?" diye kura kura sızıyor, sabah salonda müttefiklere "Olur mu canım, siz izin vermeden kuş uçurtmayız, yalnız ne zaman nereyi bombalayacağız söyleyiverin de fazla zayiat vermeyin." diyor, sonra mikrofonlara "Sabrımız kalmadı, elimizden bir kaza çıkacak vallahi, sizi gidi sizi!" diye dayılanıyor, akşam yattığında "Bir sortide dolar kaça çıkar? Ya kaçarsa sıcak para piyasadan, dağlara taşlara, kalırız alimallah ortada ti teber, ne fabrika var, ne birşey. Heriflere de söz verdik vurmayacağız diye, ama millet de isyanlarda, ne yapsak ki? Hah sansür tabii, fazla bağırmasın keratalar, yatmaya mı gitti o zibidiler askere? Allahtan bizimkilerin kapı gibi çürük raporu var. Ben en iyisi yarın uçağa atlayıp ortadan bir kaybolayım, gerisi Allah kerim." diye mışıl mışıl uyuyor. Bu paragraf sonsuza ıraksayabilir, o kadar mümbit bu bataklık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara alıştık yıllardır, geç bir kalem. Benim merak ettiğim tek bir şey var: Dağlarda ölüp giden o canların aileleri; kendi dağlarını delenlerin, zeytinlerini zehirleyenlerin, tatil köyleri kadar ballı getirisi olmasa da turizmini baltalayanların şirketlerinde çalışanlar; borsa morsa bir yana cebinde üç kuruşu bir arada zor görüp belediye sadakasıyla geçinen, çocuğunu okula gönderemeyen, göndermek istese okul, öğretmen bulamayan garibanlar; lafa geldi mi rüşvete yolsuzluğa isyan edip yeri geldiğinde parti üyesi kayınçosunu araya koyup usulsüz tayin, ihale vs. talebinde bulunan şark kurnazları; çocuğunun kuran kursunda eğitilmesinde sakınca görmeyip "bizde teknoloji yok kardeşim, adamlar çatır çatır üretiyor işte" diye kahve köşelerinde yazıklananlar; "herkes inancında serbest" deyip sonra "ama ben zorla başımı filan bağlamam" diye spastikçe krizlere giren okumuş cahiller; "Ama Nişantaşı'nda da onlara mahalle baskısı var!" diye ultra hümanist röportajlar verip kuyruğu ilk sıkıştığında dünyanın muhtelif yerlerindeki evlerine yeni bir yaşam kurmak üzere arkasına bile bakmadan sıvışacak tuzu kuru sürtükler; &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7546920.asp?yazarid=72&amp;amp;gid=61&amp;amp;sz=63209"&gt;laik ama köşk ödeneğini harcamayıp iade eden cumhurbaşkanına halkın içine karışmıyor, iş adamlarını pohpohlamıyor diye "elit" damgası vurup, dinci ama 4 (5?) sene oturacağı "lojmana" 30 trilyonluk masraf yapacak cumhurbaşkanını "halk adamı" diye nitelendirebilen akıl yoksunları&lt;/a&gt;; tüm bu insanlar, bu ülkenin çoğunluğu, bunca yıldır kimlere oy vermiş? Pazar günü kimlerin anayasasına evet demiş? Ya bundan sonraki seçimde kimi seçecekler? O cehennemden sağ çıkıp terhis olabilecekler bir dahaki &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/422135.asp"&gt;"şeriat ister misiniz?" anketine &lt;/a&gt;bu sefer ne cevap verecekler? Aklını dinle, namusla bozmuş, gerisini koyvermiş o kocaman kitle, iftarını evinde kendi kazandığı rızkıyla açmak dururken sadaka çadırında yapmak zorunda kaldıklarında niye ben yeterli para kazanamıyorum diye, mahallesinde 5. cami açılırken niye asfaltımız, okulumuz, kütüphanemiz yok diye sokaklara dökülecekler mi? Üç gün sonra o kapısından bakıp salyalarımızı akıttığımız AB'nin tek taraflı uyguladığı kuralları uyarınca serbest dolaşabilen 72 milletten nitelikli iş gücü zaten kıt olan iş imkanlarını ellerinden aldığında bu memleketin cahil gençleri "Ben niye düzgün eğitilmedim, niye okulda benim fen dersime mahallenin eczacısı girdi, niye benim laboratuarım yoktu?" diye isyan edecekler mi? Yurtdışına çıktığında "gavurlar ne güzel koruyorlar değerlerini" deyip kendi şehrindeki bütün tarihi mirasın yakılarak yıkılarak otoparka dönüştürülmesine göz yuman hatta katliama ortak olanların yüzü biraz olsun kızaracak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demiş adamın teki, yolar yürümekle aşınmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmayın bu feveranlara, üç günde biter gider, oğulların da kızların da yaşamı çok ucuz bu ülkede.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-5086842492570738800?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/5086842492570738800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=5086842492570738800&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5086842492570738800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5086842492570738800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/10/byle-gelmi-byle-gider.html' title='böyle gelmiş böyle gider'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-2346320652349320149</id><published>2007-10-23T15:43:00.000+03:00</published><updated>2007-10-23T17:16:53.241+03:00</updated><title type='text'>olmak ya da olmamak</title><content type='html'>&lt;div&gt;İnsanın başına ne gelirse can sıkıntısından geliyor. Odayı hallettik, ıvır zıvırlar da tamam. Aceleciliğimiz ve görgüsüzlüğümüz yüzünden dünya kadar kitap, oyuncak stoku da oluştu. Hamilelik kitapları tarafımdan döne döne hatmedildiği için ve geriye alınacak birkaç tulum bir de bezleri kalınca, kendimi çocuk yetiştirme tekniklerini okumaya verdim ben de. Zira bu ara başka hiçbir tür kitabı kafam almıyor, konsantre olamıyorum. Halbuki otur Ulysses'i, filan hallet, bir daha kim bilir ne zaman fırsat olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neyse, birkaç "soft" sayılabilecek kitap devirip kendimi epeyce "donanmış" addettikten sonra bir çok blog'ta methini okuduğum, internette yazar ve eserini epey tetkik edip Türkiye'de de Türkçe çevirisiyle satıldığını öğrenince bir de &lt;a href="http://www.continuum-concept.org/reading.html"&gt;bu kitabı &lt;/a&gt;deneyeyim dedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazarın eğitimini anlamadım (okulu yarıda bırakmış), bu ara saçlarım tırnaklarım filan çok iyi durumda ama IQ'm için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kendisi psikoterapist ve anladığım kadarıyla uzmanlık alanı aile-çocuk terapileri (bildiğim kadarıyla bizde terapist olabilmek için psikolog ya da psikiyatrist olmak şart ama yurtdışında en azından Amerika'da bir takım kurslar alıp sertifikayla bu iş yapılabiliyor.) Kitaba konu olan deneyimlerini Güney Amerika'ya bir elmas arama grubuyla yaptığı, elmas ve kendini bulma amaçlı bir seyehatte tanıdığı bir yerli kabiledeki aile-çocuk ilişkilerini gözleyerek edinmiş. Ailelerin çocuklarıyla ilişkileri, o çocukların batılı akranlarına göre ne kadar huzurlu, mutlu ve sağlıklı büyüdüğü filan (örneğin asla katıla katıla ağlamamaları, "terrible two" denen dönemi yaşamamaları, birbirleriyle ve kardeşleriyle hiç kavga etmememeleri, aileleriyle olan uyumu, saygılı ilişkileri vs.) dikkatini çekince uzun uzun incelemede bulunmuş. &lt;a href="http://www.continuum-concept.org/cc_defined.html"&gt;&lt;em&gt;Continuum Concept&lt;/em&gt; &lt;/a&gt;denen (Süreklilik Kavramı diye çevrilmiş) düşünce tarzı ve kitap işte bu gözlemlerin ürünü (&lt;a href="http://www.continuum-concept.org/reading/restoringHarmony.html"&gt;burada&lt;/a&gt; da bir danışanıyla ilgili ilginç bir deneyim var).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kavram özetle ve okuduğum kadarıyla son bir-iki bin yıl haricince yüzbinlerce yıldır yapılageldiği üzere doğum anından itibaren çocuğun uyku dahil hiçbir zaman anneyle ya da bakıcısı kimse onunla tensel temasının kesilmemesi (asıl bu ihtiyaç karşılanmazsa -en azından emeklemeye başlayana kadar- anneye aşırı bağımlılık, diğer duygusal travmalar filan görülüyormuş), annenin günlük yaşamına her şartta dahil olması ancak asla ailenin baş ilgi merkezi haline getirilmemesini içeriyor. Yani özel olarak ilgilenmek, şımartmak yok ama sen ne yaparsan görecek, izleyecek, dünyanın hareketini -her anlamda- hissedecek. Bebek anne tarafından sürekli sırtta-göğüste taşınıyor, onunla uyuyor, ne zaman isterse emziriliyor, daima günlük yaşamın içinde yer aldığı için toplumsal kuralları, balta girmemiş bir ortamda yaşadıkları için de doğal şartları bire bir yaşayarak öğreniyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anlatım bu kadar masum değil ama. "Batılı ve modern" tarzda büyütülen bir çocukla yapılan karşılaştırmalar ve örnekler öyle iç burkuyor ki (doğar doğmaz ölçüm-tartım-yıkama-muayene için anneden koparılıp alınması, istediğinde değil saate bağlı olarak emzirildiğinde çektiği yoksunluk duygusu, annesinden ayrı tek başına uyumak zorunda kalması vs) insanın bu "canavarlıklar" karşısında gözü doluyor (ki ben hiç ağlak bir hamile olmadım ama bu kitabı okurken ha bire iç ve burun çektim durdum).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Okurken o gazla "Tanrım bir dakika bile ayrılmam ben bebeğimden" deyip duruyorum ama bir de acımasız (!) gerçekler var tabii. Öncelikle doğumhanede nasıl söyleyeceğim "inandığım süreklilik kavramı uyaranca yıkamayın, muayene etmeyin, hemen verin kucağıma" diye. Sonra "sling" denen bebeklerin sırtta taşındığı kundak gibi bir şey var, yumuşak ana kucağı. Bebek sırtına bağlıyken insan nasıl yemek yapar, çamaşır asar, vs. bilemedim. En beteri de gece ailece aynı yatakta yatmak ki dün gece bir tarttım, 100 küsür kiloluk ve deli gibi yatan ve piyasada mevcut hiçbir yatağı yeterince büyük bulmayan bir baba ve muhtemelen yorgunluktan kendinden geçmiş bir anneyle 0 3-5 kiloluk canlı nasıl zarar görmeden aynı yatakta uyumayı başarır işin içinden çıkamadım, üstelik emniyet için yorgan yastık filan da kullanılmayacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir yandan bu işin pratikte nasıl çözülebileceğini düşünüyorum bir yandan ipe un serdiğim için kendimi dünyanın en canavar insanı gibi hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öte yandan "Aman biz büyürken böyle şeyler yoktu da fena mı büyüdük yani?" yaklaşımı hiç bana göre değil, hele de bebek bakımıyla ilgili olarak, hatta duyunca acaip sinirleniyorum zira biz büyürken inek sütünün bebeklere zararı bilinmiyordu, ülserin mikrobik olmadığı sanılıyor, klonlanma diye bir şey hayal bile edilmiyordu; yani şu anda dünya biz büyürken ortada olmayan kavramlar üzerine kurulu. Bu yöntem 1970'lerde ortaya atılmış (çok da yeni değil) ama "yöntem" olark ortaya çıkmadan önce de yüzbinlerce yıl anneler bebeklerine böyle bakmışlar zaten, yani yeni bir şey değil. Ama sanırım etrafımızda uygulamasını pek değil hiç görmediğimizden tuhaf geliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Okuduğum kadarıyla taşıma ve okuma işi hariç her satırına katılıyorum ama bu iki konuda, -okumadan anlamanın imkanı yok- insanı gerçekten kötü hissettiriyor kitap; o kadar özenerek, araştırarak aldığımız yatak ve puset şimdi bebeğe yapacağımız kötülüğün işareti gibi görünüyor gözüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.continuum-concept.org/images/YequanaSling.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.continuum-concept.org/images/YequanaSling.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilmiyorum, en iyisi kitabı bitirip bir kere daha okumak belki. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;(&lt;em&gt;Resim &lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.continuum-concept.org/YequanaPhotos.html"&gt;&lt;em&gt;bu sayfadan&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-2346320652349320149?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/2346320652349320149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=2346320652349320149&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2346320652349320149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2346320652349320149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/10/olmak-ya-da-olmamak.html' title='olmak ya da olmamak'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-1548858122703380967</id><published>2007-10-16T12:10:00.000+03:00</published><updated>2007-10-16T13:31:35.706+03:00</updated><title type='text'>bayram seyran</title><content type='html'>Bayramı da bitirdik günlük; 30. haftaya girdik, geri sayım başladı sanırım. Dün kontrolümüz vardı, herşey yolunda. Doğum konusunda konuştuk biraz, zamanlamasını filan. Doktor o sırada ben fark etmeden tarihten yönteme geçip"Sen yapabileceğini hissediyor musun?" diye sordu bana pat diye? "Nasıl yani?" dedim, "yapamayacağımı hissetsem içeride mi kalacak?" Meğerse normal doğumdan bahsediyormuş. "Senin yerine ben doğuramam, ben sadece ara ara gelip tezahürat yaparım sana, acıyı çekecek olan sensin." gibi birşeyler söyledi, süper destek! Anladığım kadarıyla çok kararlı olmak lazım bu hususta, bakalım şimdilik işin zorluğunu düşünmemeye çalışıyorum, düşünmeyince de zor olur gibi gelmiyor ama dün ilk kez korkmadım desem yalan olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram pek bir ağır çekim geçti. Öncelikle en sonunda trüf yaptım. Sağ olsun marifetli blog kadınları. Cuma günü yarım gün olmasını fırsat bilip o trafikte taa Gimat'lara gidip kuvertür, çikolata kağıdı filan aldım. Artık küçük paket bitterleri evin muhtelif dolaplarına saklama ama yine de nasıl beceriyorsa Hanereisi tarafından  yarı yolda çikolatasız bırakılma derdim yok. Tevekkeli değil eskiden annesi misafirlerine yaptığı tatlıları, ikram edene kadar para kasasına koyarmış.  Gerçi 2.5 kiloluk kütleyi görünce pek bir tezahura yaptı ama feci tehdit ettim, bakalım ne kadar etkili olacak. Trüfleri portakallı-bademli ve kahve likörlü-fındıklı yaptım, muhteşem oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram ziyaretleri de kendiliğinden pek kolay oluverdi. Gideceğimiz birkaç aile büyüğü şehir dışındaydı, kalanlar da tam biz yola çıktığımızda en büyük mercide olunca biz de kapağı oraya atıp uzun uzun oturduk ve herkesi bir seferde aradan çıkarmış olduk. Bu tür ziyaretlerden ziyadesiyle sıkılan Hanereisine de gün doğdu böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü biraz temiz hava alıp göl kıyısında yürüyelim diyerek rotayı Abant'a kırdık. Biz evden çıkarken ılık bir sonbahar havası vardı, yol boyu hava kışa döndü. Abant 3-4 derece civarında seyrediyordu ve sürekli yağmur yağdı. Sırtımızdaki incecik merserizelerle arabadan burnumuzu çıkarmak pek mümkün olmadı. Onca yolu göl çevresinde arabayla turlayıp bir yemek yemek için gitmiş olduk. Çıkarken tahta kaşık almak üzere girdiğimiz köylü pazarındansa kendimizi dışarı nasıl atacağımızı şaşırdık resmen. Bir tür kapalı çarşı olmuş orası, 4-5 dükkan var, sahipleri gelen müşterileri her yandan çekiştiriyorlar, bağırıyorlar gel gel diye. Hele kadının teki yapıştı koluma bırakmıyor, illa bir yandan diğer eliyle  mıncıklayıp ufaltmakla meşgul olduğu çikolatalardan "gözün kalır ye bak" diye tattıracak bana. Gözüm filan kalmadı ama bir ara karardı gerçekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollarsa felaket kalabalıktı. İhtiyaç molası için durduğumuz tesiste bizim milletin özellikle kadın kısmının ne kadar umutsuz vaka olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Her ile üniversite açmayı hedefleyeceklerine, allahın günü eğitimde başka sıkıntı yokmuş gibi din eğitimi nasıl olmalı konusunda kafa patlatacaklarına mevcut liseleri  de kapatıp temel medeniyet kuralları kurslarına döndürseler daha hayırlı bir iş yaparlar bence. Zira en "aç" oldukları dini bilgiler filan bir yana bu insanlara matematik, dil, felsefe, tarihe filan gelene kadar hijyen, edeple kuyruğa girmek, girdiği kuyrukta tepişmeden beklemek (sanırım ittirince daha çabuk ilerlediğini sanıyorlar sıranın), sıpasına sahip olmak (hakikaten veletlerinden de midem bulandı), kalabalık  içinde birbiriyle öküz gibi böğürmeden konuşmak, el kadar havasız tuvalette sigara tüttürmemek, insanların el yıkaması için yapılmış lavabolarda o itiş tepiş arasında kırk kat mantoyu, eteği sıyırıp her yere su sıçratarak abdest almamak filan gibi en basit davranış bilgileri lazım bizim hanımlara. Bu kadınların yetiştirdiği çocuklar da aynı anneleri gibi olacağından beterin beteri bir nesil geliyor derim ben. Kıyafetlerinden çoğunun "dini bütün", kalanının da az buçuk eğitimli olduğu anlaşılan (e park yerindeki arabalardan fakir olmadıkları da rahatça söylenebilir) ama bizi taş devrindeki hemcinslerimizden ayıran en temel hasletlerden yoksun bir kadın sürüsüyle yaklaşık yarım saat tuvalet kuyruğunda bekleyince sıtkı mıtkı her şeyi sıyrılıyor insanın. Erkeklerin vaziyeti de aynı tabii ama kadınların ilkellikleri beni daha çok yaralıyor nedense.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler tekdüze, bekleyerek akıp gidiyor yine, biraz hızlanamaz mı ki acaba?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-1548858122703380967?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/1548858122703380967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=1548858122703380967&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1548858122703380967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1548858122703380967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/10/bayram-seyran.html' title='bayram seyran'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-1097459547368324916</id><published>2007-10-02T11:14:00.000+03:00</published><updated>2007-10-02T11:16:36.865+03:00</updated><title type='text'>yardım</title><content type='html'>Sevgili blogcular, Ilgaz ya da Abant'ta kalıp da memnun kaldığınız ya da ününü duyduğunuz otel var mıdır acaba?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-1097459547368324916?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/1097459547368324916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=1097459547368324916&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1097459547368324916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1097459547368324916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/10/yardm.html' title='yardım'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-2243949450104955636</id><published>2007-09-26T12:03:00.001+03:00</published><updated>2007-09-26T14:28:07.037+03:00</updated><title type='text'>babyblue</title><content type='html'>Ben çok fena tırstım bu çocuk işinden. Neredeyse 7 ay bitecek, manasız bir ruh hali içinde olduğumu biliyorum tabii ama ne yapayım ödüm kopuyor işte. Yok, doğum sancısından, acısından filan değil, sonrasından. Bu koca dünyada dilinden, hiçbir şeyinden en ufak bir şey anlamadığım bir canlıyla ne yapacağım nasıl baş edeceğim diye korkuyorum. Gelişini öğrendiğim günden itibaren cilt cilt kitap devirdim, deviriyorum. Netten bulduğum her satırı okuyorum, hele blogcular çok faydalı oluyor, ama okudukça, öğrendikçe umutsuzluğum artıyor. Hamilelikle ilgili olanlarda bir şey yok, bu süreçte olay daha çok benimle ilgili zaten. Ama sona yaklaştıkça ileride okumaya vaktim olmaz diye 0-1 yaş kitaplarına geçtim ki kabuslarım işte o zaman başladı. Elektronik eşyaların kullanma kılavuzlarının arkasında olası problemler kısmı olur hani, &lt;em&gt;troubleshooting&lt;/em&gt; denen, işte o kitaplar safi troubleshooting! Ne çok detay var, ne çok sorun, sıkıntı. Öncelikle sağlıklı doğacak mı tabii. Sonra yemesi ayrı, giyinmesi ayrı, uykusu, hastalığı, gelişmesi, neyle oynayacak, ne dinleyecek, kakasının rengi, banyosunun sıcaklığı ... Bir de halihazırda bebek sahibi olanların kendine güvenli, her şeyi çözmüş, anlamış halleri deli ediyor beni. Bebek ortaya çıkınca insana bir bilgelik mi geliyor akabinde otomatikman anlamadım ki. Nereden biliyorlar örneğin ne kadar emmesi ne kadar uyuması gerektiğini ve nasıl bu kadar eminler? Daha bunlar temel bakım konuları. Büyüdükçe ihtiyaçları da değişecek, kişiliği, tavırları, rutini. Deli oluyorum, sıyıracağım yakında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben böyle dipsiz kuyularda merdivensiz debelenirken Hanereisinde tık yok. Daha lütfedip isim bile düşünmedi. Baba olmayı cüzdan açmaktan ibaret sanıyor sanırım. Ne beni ne bebeği umursadığı var. Sanki karnımda büyüyen şey bize ait bir canlı değil. En ufak bir sevinç, heyecan yok. Bu kadar endişeme bir de ciddi ciddi bu bebeği yalnız büyütme durumunu kuruyorum kafamda. Zira herhangi bir konuya katılmaya hiç niyetli görünmüyor, bari ayağımın altında dolaşmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerginlikle bebeği de gerdiğim mutsuz ettiğim endişesi de işin bonusu. Ne uyku kaldı, ne huzur. Bu dönemin insanın en sakin, mutlu dönemi olması gerekmez miydi, yoksa o da mı benim hüsnü kuruntum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum öncesi depresyonu diye bir şey varsa şu ara tam ortasında bulunuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-2243949450104955636?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/2243949450104955636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=2243949450104955636&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2243949450104955636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2243949450104955636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/09/babyblue.html' title='babyblue'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-5803100791511860359</id><published>2007-09-17T11:54:00.000+03:00</published><updated>2007-09-17T17:28:11.362+03:00</updated><title type='text'>izin</title><content type='html'>Sevgili ex-hamileler ve halihazırda koca göbekliler,&lt;br /&gt;süt izninin toplu kullanılması halinde (biliyorum mevzuatta yokmuş ama işverenle anlaşmaya bağlı olarak mümkün olabiliyormuş) izlenecek hesap yöntemini biliyor musunuz?&lt;br /&gt;Bizim işyerinde fazla kadın çalışmadığından bu konuya daha önce kafa yorulduğunu sanmıyorum, o yüzden adamlara akıllarına yatabilecek bir alternatif götürmem gerekecek korkarım.&lt;br /&gt;Şimidi ben şöyle bir hesaplama yaptım:&lt;br /&gt;Bir sıkıntı olmayacağını varsayarak, doğum öncesi 8 haftalık iznin 5'i sonraya atılacağından doğum sonrası 8+5 hafta olmak üzere 13 hafta=91 gün yasal ücretli iznim var. Sonrasında günde 1,5 saatten haftada 7,5 saat=1 tam gün olarak süt izni verilebilirse 1 yıl için 52 gün toplam süt izni olur.  Bunun 13 haftaya denk gelen 13 günü zaten kullanılacağından kalan 52-13 =39 hafta için 39 gün izin kalmış olur. Bu durumda doğum sonrası 91+39=130 gün= yaklaşık 18,5 hafta=yaklaşık 4,5 ay gibi bir izin süresi olur.&lt;br /&gt;Bir de malum bu veletler söylenen günde pek gelmiyorlar, eğer bebek hesaplanandan örneğin 2 hafta çönce teşrif etmeye karar verirse ya da doktor öyle uygun görürse doğum öncesi alınacak 3 haftalık iznin (yine bir sorun çıkmadığı varsayılarak) 2 haftası yanıyor mu?&lt;br /&gt;İlgilenenlere şimdiden teşekkürler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-5803100791511860359?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/5803100791511860359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=5803100791511860359&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5803100791511860359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5803100791511860359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/09/izin.html' title='izin'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-2037359119928606504</id><published>2007-09-13T09:58:00.001+03:00</published><updated>2007-09-13T14:32:10.788+03:00</updated><title type='text'>tatil bitti</title><content type='html'>Arayı soğutunca yazmak da zor oluyor. Halbuki epeyce şey birikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatile gittim döndüm. Elimi hiçbir işe sürmedim. Ye iç yat yüz şeklinde 3 hafta geçirdim. İlk hafta yeğen kurabiyesiyle beraberdik. 1,5 yaşında ama plajda garsonlara adlarıyla hitap ederek sipariş veriyor, serçeye, martıya kuş demiyor illa serçe ya da martı, ne kadar dolambaçlı yollardan götürürsen götür parkın yolunu bilip seni oraya yönlendiriyor, elini filan bir yere çarptıysa, acıdı öp diyor, en bi ciddi ifadeyle ipod dinliyor. Böyle acaip birşey işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnım ve geri kalan kısımlarım epeyce büyüdü. Feci iştahım var. Yemekten bir saat sonra şimdi ne yesem diye düşünmeye başlıyorum. Bir de mide yanması geri döndü ki bu da yanmayı bastırmak için daha fazla yemek ihtiyacı duymam anlamına geliyor. Yazı yazlıkta mayo, şort, askılı tişörtlerle atlattık, sonbahar ve kış kötü. Fazla birşey almak istemiyorum. Öte yandan her sabah gardrobun önünde ne giyeceğim diye ecel teri döküyorum. En fenası da ayakabılara girmiyor ayağım. Umarım kalıcı olarak büyümemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatilde deli gibi yüzdüm, iyi oldu. Hanereisi de büyük bir süpriz yaparak bir hafta bizimleydi. Ama tembellikten 50cm dibindeki limonata gibi denize 3-4 kere girdi. Tanrım ne olur oğlum babası gibi üşengeç olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumbabamızın seçilmesi herkesi depresyona soktu, daha çıkan yok. Babam sabahın üçlerinde uzun yürüyüşlere başladı. Annem barut fıçısı. Kazayla televizyon açılıp bu konular konuşuldu mu tumturaklı küfürler savruldu evde. Normale ben de öyle olurdum ama bu ara sakinlik mi desem durgunluk mu, işte bir salaklık musallat oldu bana, üzülme, sinirlenme fonksiyonlarım devre dışı kaldı. Hormonlardan sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz bebeğin ismine karar veremedik. Daha doğrusu benim kısa listem hazır ama babamız veremedi. Daha da doğrusu düşünmeye üşeniyor. Bu son dakikacılık huyu mahvediyor beni. O amaçla götürmemiştim gerçi ama tatilde bitirirsem bitiririm olmadı emekliliğe kalır diye götürdüğüm Yunan mitleri kitabını kardeşle delik deşik ettik, Adonis, Poseidon, Herakles diye dolaştık bir süre. Babam "Kutatgubilig hem öztürkçe hem özgün" diyerek işi iyice sulandırdı. Hanereisi "Necmettin olsun bari, ne güzel" diye dalga geçince, Nurettin, Vahdettin gibi isimler takıp dalga geçmeye başladı millet. Ben de sonunda Şahsettin'de karar kıldım. Bari orijinal olsun. Gazetede vardı, bu Şahsettin denen adam karısıyla, birbirlerinden habersiz aynı kupunu yatırıp lotoyu kazanmışlar; hem isim karizmatik, hem şanslı, daha ne olsun. Geçenlerde "filancalar bebeklerine şu ismi koymuş" dedim, manasız gözlerle bakarak "e daha çocuk doğmadı ki!" dedi bana. Sabır yarabbim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazete deyince, Çölaşan sepetlenince ailece Doğan grubu gazetelerini bıraktık. Birkaç Cumhuriyet girişimimiz oldu ama o da kederimize keder katıp bizi iyice bedbaht edince aman gazeteyi napıcaz moduna girdik. Televizyon zaten neredeyse hiç açılmadı. Eskiden bıraksan 24 saat haberlerin başından kalkmayan babam bile "böyle daha iyiymiş ya, ne gerek var kasmaya" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada klasik müzik festivalinden de geri kalmadık. Ben sarkıtıp oturduğum vakit ayaklarım fil ayağı gibi olduğundan gece konserlerine gittik sadece, ama güzeldi. Bir gece Adnan Saygun çalıp beni ölümün eşiğine getirdiler gerçi ama o kadar kusur olacak artık. 45 dakika boyunca horlayan, sıkıntıdan kıpır kıpır yerinde duramayan insanlar parça bitince bir alkış bir kıyamet oldu ki şaşmamak elde değil. Ne anladılar da neyinden zevk aldılar bilmem. Olmuşuz biz demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her güzel şey er geç bitiyor, ben de eve döndüm sonunda. 2 gün boyunca Tepikbey (bu da fena isim değil) için alınacaklar listesi yapmakla uğraştım. O ne teferruat allahım. Daha kıyafet hiç yok içinde ama liste padişah fermanı gibi. Pusetlere bakalım diye biraz da meraktan yeni açılan alışveriş merkezine gittik hafta sonu ve ben yine memleketten nefret ettim. Kapalı mekanlarda sigara içmek yasak madem alışveriş merkezlerinde niye serbest anlamıyorum. Yiyecek kısmında yanımda yöremde içilmeyen bir masa bulacağım diye 4 masa değiştirdim. Yine de illa ki birileri gelip burnumun dibinde tüttürdü. Hadi elin kadınını hamile diye takmıyorlar, masada çoluk çocuk oturanlar nasıl bu kadar rahat içiyorlar aklım almıyor. Yarım saat içinde yiyip kalkana kadar boğazım perişan oldu, bebek ne kadar rahatsız oldu bilmiyorum. Bu ülkede yaşamak gerçekten çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum şimdilik budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-2037359119928606504?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/2037359119928606504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=2037359119928606504&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2037359119928606504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2037359119928606504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/09/tatil-bitti.html' title='tatil bitti'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-75233683189583738</id><published>2007-08-13T12:01:00.000+03:00</published><updated>2007-08-14T12:58:42.782+03:00</updated><title type='text'>su</title><content type='html'>Susuzluk pis bir şey. Ondan da pis olanı bu korkunç durum karşısında belediye başkanının tavrı, pişkinliği. Haftasonum kendilerine uygun biçimde saygılarımı sunmakla geçti, zira cuma günü yola çıkan su bize ancak pazar öğlen teşrif edebildi. (Bu arada başkan istifasını isteyenleri saçmalayan militanlar olarak nitelendirmiş, tebrikler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="http://www.odtumd.org.tr/baglantilar/susuzAnkara.pps" href="http://www.odtumd.org.tr/baglantilar/susuzAnkara.pps"&gt;http://www.odtumd.org.tr/baglantilar/susuzAnkara.pps&lt;/a&gt; bağlantısında sayın başkanın işi allaha havale etmesinin gerçekten de ne kadar rasyonel olduğu bir kere daha anlaşılıyor. Ben geliyorum diye bas bas bağırmış susuzluk. Ama tabii işi takdiri ilahiye o da olmadı küresel ısınmaya havale etmek dururken rakamları, bilimsel girişimleri filan kim ne yapsın. Bu küresel ısınma lafı da aynı trafik canavarı gibi bir şey. Tek fark terminoloji bize ait değil. Yükle işi soyut bir kavrama, sonra da istediğin gibi at tut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu da koymaz bizim millete. Gelecek seçimlerde kötü kedi şerafettin yine seçilecek bence. Hele bir tek sorununun tadının acılığı olduğunu, o kadarını da görmezden gelmek gerektiğini söylediği zehirli Kızılırmak suyu akmaya başlasın musluklardan ondan iyisi olmaz. Bu da unutulur gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda yarın tatile gidiyorum. Anneanne yemekleriyle şımarsın biraz minik. Umarım dönüşte bir adı da olur, bu gidişle 12 yaşına kadar &lt;em&gt;doğan güneşe karşı yoga yapan boğa&lt;/em&gt; filan gibi bir isimle idare edip sonra kendi ismini seçmek zorunda kalacak evladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi görüşürüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-75233683189583738?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/75233683189583738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=75233683189583738&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/75233683189583738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/75233683189583738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/08/su.html' title='su'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-1588952106229462519</id><published>2007-08-06T17:22:00.000+03:00</published><updated>2007-08-09T16:52:07.517+03:00</updated><title type='text'>Freddy'nin Dönüşü</title><content type='html'>Yorgunum günlük ve bir türlü dinlenemiyorum. Tam 10 gün boyunca bir ev dolusu ustayla cebelleştim. Hanereisi her zamanki gibi zamanlamasında harikaydı, basıp gitti. Zavallı annem babam da seçim için gelip resmen rehin kaldılar. Allahtan onlar var yoksa şu anda bebiş de ben de öte tarafta olurduk herhalde. Haziran gibi yapıp bitirilmesi gereken bir sürü tadilat işi bu aya kalınca, bir yandan ben artık tatile gitmek istediğimden, bir yandan kapıda bekleyen su kesintileri kabusu derken bir haftaya bir aylık iş sıkıştı, günlerce popomuzu koyacak sandalye dışında birşey bulamadık evde, aynı anda beş ustaya dert anlattık. Tozun, harcın girmediği tek delik, yıkanmayan silinmeyen tek çöp eşya kalmadı. Yardımcım, annem ve ben evi üç günde ancak temizleyebildik. Sonunda bitti ama ben de bittim, hala sancım var, hala sabahları yorgun uyanıyorum, değil egzersize parmağımı oynatmaya mecalim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bulantılarım, yanmalarım bitmişti ama üç gündür yine geri geldiler, delireceğim. bu seferki psikolojik mi merak ediyorum doğrusu, vücudum bana haddimi bildiriyor da olabilir. Öyleyse yerden göğe haklı bu sefer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim miniş  oğlan çıktı. Alışmam epey zaman aldı  ama sonunda kabullendim sanırım. Niye o kadar emindim kız olacağından bilmem. Bir ismi olsa belki işler daha kolay olacak ama daha o fasla gelemedik. Odası, mobilyası, şusu busu derken sanırım yorucu işler önden bitsin keyfi sonra yaparız dedik karşılıklı hanereisiyle. Hoş o pek bu "yorgunluk" seanslarına iştirak edemedi ama neyse. Kısa bir listem var elimde, 5-6 isimlik. Henüz açık etmedim evde. Hanereisi bu isimleri beğenmezse "9 ay ben taşıdım, benim midem bulandı, vs" diye bık bık etmeyi planlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. hafta bitmek üzere ama ben daha tekme filan hissetmedim. Bazen paniğe kapılmıyor değilim bu nedenle. Ya ben hissiz bir anneyim ya da bizimki pek bir efendi uslu oturuyor yerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik durum budur. Kal sağlıcakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-1588952106229462519?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/1588952106229462519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=1588952106229462519&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1588952106229462519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1588952106229462519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/08/freddynin-dn.html' title='Freddy&apos;nin Dönüşü'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-3549440247221716638</id><published>2007-07-09T11:50:00.000+03:00</published><updated>2007-07-11T16:56:58.857+03:00</updated><title type='text'>İsmi lazım değil</title><content type='html'>Cumartesi günü pazardan karadut aldım.&lt;br /&gt;Pazarcı böğürtlen diye satıyordu.&lt;br /&gt;Bir de izahat veriyordu, ahududu da diyorlar buna diye :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-3549440247221716638?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/3549440247221716638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=3549440247221716638&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3549440247221716638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3549440247221716638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/07/ismi-lazm-deil-cumartesi-gn-pazardan.html' title='İsmi lazım değil'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-5072858803190655126</id><published>2007-07-06T10:21:00.001+03:00</published><updated>2007-07-06T10:42:21.948+03:00</updated><title type='text'>ıvır zıvır</title><content type='html'>Eddy Murphy'nin oynadığı bir karakter vardı hani, çok şişman bir adam, giysilerim üzerime olmadıkça işte kendimi aynen öyle hissediyorum. Fazla kilo da almadım ama herşey dar geliyor yine de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gündür ev-iş yolumda başıboş bir eşek görüyorum. Hayvancağız yolda mecnun gibi dolanıyor. O güzergahta köy, çiftlik gibi bir yerleşim yeri de yok, nereden  kaçıp geldi oraya bilmem. Hayvan aç susuz asfaltta zigzaglar çiziyor çok fena. Üstelik arabaların sürat yaptığı bir yer orası, korkunç bir kaza olması an meselesi. Kime haber vermeli ne yapmalı bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün kendimce ruhsal detoks yaparak neredeyse 6 aydır sebepsiz yere araşmadığımız çok yakın bir arkadaşımı aradım. İyi oldu epey rahatladım ama yine de -en azından bende-hafif bir kırgınlık kaldı geride. Karşılıklı yoğunluk, içe kapanma, minik bebekle uğraşma (onun) gibi bahanelerimizi sıraladıktan sonra arkasından sık sık atıp tuttuğumuz bir başka ortak arkadaşımızla sık sık görüştüklerini söyledi. Nasıl turşu nasıl perhiz bu şimdi. Kapatırken de karşılıklı araşalım görüşelim vaatlerinden itinayla kaçındık. Özetle aramam iyi oldu ama sonuç beni o kadar da mutlu etmedi haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak 10 puanlık uzmanlık sorusu: duvar kağıdı, koltuk döşemesi ve perde üçlüsünden önce hangisine karar verip diğerlerini ona uydurmalı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-5072858803190655126?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/5072858803190655126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=5072858803190655126&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5072858803190655126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/5072858803190655126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/07/vr-zvr.html' title='ıvır zıvır'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-4000161055747728411</id><published>2007-06-29T11:12:00.000+03:00</published><updated>2007-06-29T11:54:00.624+03:00</updated><title type='text'>pembe mi mavi mi</title><content type='html'>3,5 ay itibariyle durum raporu: perişanım stop imdat stop&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulantılar geçeceğine iyice arttı, önceden sadece midem boşken bulanırdı, şimdi yesem de kar etmiyor. Doğru dürüst beslenemiyorum, bu da müthiş suçluluk yaratıyor tabii. Halbuki kendimi süper sağlıklı bir döneme o kadar hazırlamıştım ki, patlayana kadar meyve sebze yiyecek, omega 3'ümü, vitaminimi, suyumu, sporumu ihmal etmeyecek, üstüne saçıma cildime de iyi bakıp bu dönemi hasarsız atlatacaktım. Gel gör ki kader ağlarını öyle örmemiş işte. Bütün gün kustum kusacağım diye geziyorum, sıcaktan ve midemin yanmasından zar zor uyuyabiliyorum, gece 10 kere filan tuvalete kalkıyorum, sabaha karşı daldığımdaysa önce sesi sonuna kadar açık cami hoparlörleri sayesinde imamlar kulağımın dibinde haykırıyor adeta, onlardan bir saat sonra da yan taraftaki inşaat işçileri mesaiye başlıyorlar. İyi dinlenemediğimden yürümeye halim, yüzmeye gidesim de olmuyor, bulantıya az da olsa iyi gelen yegane şey ekmek olduğundan vücudum gittikçe amorflaşıyor, dır dır dır, vır vır vır. Ama ama bu çok mutlu bir dönem olacaktı sözde, 3. aydan sonra çok enerjik olacaktım, nerede devlet, nerede verilen sözler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse tecrübeler bunların geçici olduğunu söylüyor, 2 hafta daha veriyorum ben de, geçti geçti, geçmedi ... geçmedi, çekeceğiz mecbur, yapacak bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de cinsiyet sorunsalı var tabii. Bu sene doğum yapacak ne kadar tanıdığım varsa &lt;a href="http://huysuzvetatli.blogspot.com/"&gt;blogcular&lt;/a&gt; da &lt;a href="http://www.sugibi.blogspot.com/"&gt;dahil&lt;/a&gt;) oğlu olacak. Biz hanereisiyle bugüne kadar hiç renk vermedik bu konuda. Kayınvalidem (ki onun bu konuda merak ettiği yegane şey bu, yüklü miktarda bahse filan mı girdi bilmem) haricinde aileden kimsenin de umrunda değilmiş gibi görünüyor (gerçi kardeşim yaramaz oğlundan sonra bana uslu bir kız diliyor, annem "içime kız gibi doğuyor vallahi, ayy ne şirin" diyerek "tarafsızlığını" sergiliyor, kardeşimin eşi "bizimkine azmaya eküri lazım" diyerek oğlan istediğini dürüstçe dile getiriyor, bu durumda tek tarafsız, ya da tarafsız görünen sadece benim doğru dürüst yemek yiyemememi dert edinen babam ve hanereisi kalıyor galiba). Baştaki problemler, yaş meselesi filan "sağlıklı olsun da" lafını en içten şekilde söyletti bize ama sular durulup işler yolunda gitmeye başlayınca benim bilinç altına ittiğim en pis arzularım su yüzüne çıkmaya başladı; itiraf ediyorum: kız istiyorum ben ya. Tamam sağlıklı olsun, akıllı, güzel, söz dinler, neşeli, sevimli, hayırlı vs. olsun ama bir de kız olsun lütfen. Gözümü kapayınca hayalimde canlandırdığım bebek-çocuk hep kız niyeyse, oğlan çıkarsa alışana kadar epeyce bocalayacağım sanırım, siparişim öbür türlü ya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi yine kuyruğu dik tutup bu aralar belli olmuş olmasına rağmen 2 hafta sonraki kontrolü bekliyorum. Kendimi çok kaptırmamaya çalışıyorum ama yine de, bakalım hayırlısı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-4000161055747728411?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/4000161055747728411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=4000161055747728411&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/4000161055747728411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/4000161055747728411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/06/pembe-mi-mavi-mi.html' title='pembe mi mavi mi'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-3247913765935984168</id><published>2007-06-21T12:57:00.000+03:00</published><updated>2007-06-21T13:59:03.549+03:00</updated><title type='text'>barajı aştık, hamillerde bulantıyı kaldıracağız!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://i.baby-gaga.com/crtn/c11.png"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://i.baby-gaga.com/crtn/c11.png" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yazıdan bu yana epey geçti yine biliyorum ama bir sor ki niye. Her bir süre ortadan &lt;a href="http://crystalsdreams.blogspot.com/"&gt;kaybolmuş&lt;/a&gt; blogcu &lt;a href="http://huysuzvetatli.blogspot.com/"&gt;dişisi&lt;/a&gt; gibi bizde de yolda bir bebek var. Bu hafta itibariyle 4. aya girdik çok şükür ama 3 ay nasıl geçti bir ben bilirim, şimdi bir de sen bileceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberi aldığımın ertesi günü başlayan komplikasyon neredeyse 1 ay yüreğimizi ağzımıza getirdikten sonra hayırlısıyla yerini daha olağan belirtilere bıraktı, ama alçak belirtiler teker teker değil toptan hücum ettiler üstüme; aynı anda mide bulantısı, yanması, öldürücü gaz sancısı, koku hassasiyeti ve ruh hali dalgalanması yaşanmasını hiç tavsiye etmiyorum buradan. İnsanı bitirebiliyor netekim. Aşermeyi beklerken iştahsızlıktan kilo verdim, olur olmaz zamanlarda kustuğumdan çantamda torbalarla gezdim, depresyonun eşiğine geldim, iyi gelir diyerek duyduğum her şeyi yedim içtim, ııh, geçmedi işte. Yavaş yavaş normale dönüyorum gerçi ama hala akşam yemekleri ve sonrası kabus tadında geçiyor. Sabaha kadar on kere tuvalete taşınma, hep uyuma, hiç kalkmama isteği filan teferruat tabii. Ben üreme sürecini hayvanlar aleminde bu kadar sıkıntılı yaşayan başka bir canlı olduğunu sanmıyorum, biz insankızlarına nedir bu görülen reva anlamış değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten dalgalı ve endişeye meyilli psikolojim bu arada iyice psikoza girdi. Olur olmaz her şeye, durduk yerde ağlamalar (yedek kabak oyacağını bulamadım diye 15 dakika böğüre böğüre), bulantıdan kafamı yastıktan kaldıramadığım zamanlarda "ben kendime bakamıyorum bu bebeğe nasıl bakacağım, benden anne filan olmaz" diye paniğe kapılmalar, eskiden parmağını bile kıpırdatmazken şimdi bana evde neredeyse hiç iş bırakmayan cefakar ve de vefakar Hanereisine örneğin bulaşıkları yıkarken çok su harcıyor diye sinir olmalar, mızmızlandığım zaman "geçecek, az kaldı, annelik böyledir işte" diyen anneme daha da sinir olmalar, bulantıdan dolayı doğru dürüst beslenemiyorum, bebeği aç bırakıyorum diye suçluluktan kıvranmalar, bütün ara basamakları atlayıp "bu çocuğu hangi okula vereceğiz biz" diye manyak arayışlara girip sonra kendime sinir olmalar, odasına büyük bir tadilat gerekiyor, ya zamanında bitmezse diye bu konuda fazla aceleci davranmayan Hanereisine yine sinir olmalar, İstanbul'da kardeşimin kurabiyemi götürdüğü parklara iç çekip Ankara'daki (olmayan) parklara  sinir olmalar, tamam o da meraklısı değil ama beni bu halimle bırakıp bırakıp seyahate giden Hanereisine çok sinir olmalar, kısaca yoğun bir sinir olmalar dönemiydi işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt cilt kitaplar devrildi, internet delik deşik edildi, doktorla artık tıbbi terimlerle gayet güzel anlaşıyoruz ama henüz içimdekinin bir insan yavrusu olduğu idrakına pek varamadığımızdan  melek yavrumuza önceleri bulgur, pirinç, nohut, sonra da çilek, erik, mandalina diye bakliyat ve narenciye muamelesi yaparak bilinç düzeyimizi de ortaya koymuş oluyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giyim kuşam işleri yavaş yavaş SOS vermeye başladı, etekler henüz idare ediyor ama pantolonlar çoktan arkalara atıldı bile. Ayakkabılarım genelde topuklu olduğundan onlar da nadasa bırakıldı. Henüz öyle hamil giysilerini filan kendime yakıştıramıyorum, döne dolaşa üçbeş şeyi giyip çıkarıyorum. Yalnız bu senenin göğüs altından büzmeli elbise modası şahaneymiş, 36 beden elbiseleri bu haldeyken bile rahatça giyebiliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki aydır neredeyse nefes almaya bile korktuğumdan, her daim gözüm yatakta olduğundan ve de her an içimin dışıma çıkma ihtimaline karşı bıraktığım spora dün itibariyle tekrar başladım, çok mutluyum. Sabah yarım saat yüzdüm, biraz midem ağzıma geldi tabii ama olsun, hareket etmek pek hoş bir duygu. Bizim balık da yüzüyor zaten mütemadiyen kesesinde, ona da iyi gelir herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-3247913765935984168?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/3247913765935984168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=3247913765935984168&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3247913765935984168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/3247913765935984168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/06/baraj-atk-hamillerde-bulanty-kaldracaz.html' title='barajı aştık, hamillerde bulantıyı kaldıracağız!!!'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-7369811412505104172</id><published>2007-05-11T15:40:00.000+03:00</published><updated>2007-05-11T16:45:42.614+03:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>Perihan Mağden'i çok okurdum eskiden. Sonra politik görüşlerimiz bağdaşmamaya başladı, ben de bıraktım okumayı epeydir. Ama onun haricinde bakış açılarımız çok yakın birbirine, ki aslında bu gerçekten mümkün müdür emin değilim; politik görüşü bir insanın %90'ı filandır bana göre. Bilmiyorum bu da böyle bir gizem olarak kalacak benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P.M. yazılarında bizden, Türklerden hep "Türkler" olarak bahseder; Türklerin ikiyüzlülüğü, çıkarcılığı, basitlikleri, ya da sıcakkanlılığı, pratikliği vs. Hep uzaktan, üçüncü çoğul şahıs mesafesinden, kendisi o gruptan değilmiş gibi. Aslında kendini de katar o gürüha tabii ama işte okurken bi sinir olur insan, "sen nesin ki acaba?" diye. Neyse mevzu başka, bir süredir kendimi "Türklerden", nefret eder yakalıyorum, değişik vesilelerle, değişik durumlarda, hep bir illet olma halindeyim. Başka milletler yapmaz mı böyle şayleri, bir biz kötüyüz de herkes sütten çıkma ak kaşık mı? Değil(dir) tabii, ama bazı pislikler de sırf bize hasmış gibi geliyor bana, sıraya girememek gibi, hoşgörüsüzlük gibi, kural tanımazlık, anında çark edivermek gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bizim şirkette Rus bir kız çalışıyor. Kendinden epeyce büyük bir hırtla, pardon  Türkle evlenip buraya gelmiş. Adam sıradan bir mühendis, yaşça da bundan epeyce büyük; bu mastırlı, doktoralı, babası roket tasarımcısı, anası gıda mühendisi, sarışın, beyaz tenli, hoş bir kız işte. İlkokul yaşında bir çocuğu var. Binlerce hemcinsi gibi (neler öğreniyor insan) daha iyi hayat şartları için, aşk için, meşk için, arada bir alınan (kendi ifadesiyle vatandaşı sarhoş erkeklerden asla göremeyecekleri) 3-5 sap çiçek, birkaç kuru iltifat için evlenmiş, eş durumundan gittiği ülkelerde mesleğiyle ilgisiz işlerde çalışmak zorunda kalmış, 7-8 seneden sonra da oturduğu ev dışında beş parasız kıçına tekmeyi yemiş, sırf Rus olduğu, çocuğuna ana dilini öğretmek  cüretini gösterdiği için ve fazla dayılanmasın diye çocuğu uzun süre kendine gösterilmemiş, başında onu sahiplenecek kimi kimsesi olmadığından ölüm tehditleriyle filan sindirilmiş. Berbat bir hikaye. Bizimki her daim kuyruğu dik tutmaya çalışıyor, aynı kendi devleti gibi, bir zamanların ihtişamı hala varmış gibi, asla ortalığa saçılmıyor, dantelleri eprimiş, dizleri iz yapmış olsa da giysileri kaliteli, eskiden üye olduğu kulübü öldür allah karşılayamayacağından yüzmek için belediyenin ücretsiz havuzlarını filan araştırıyor, içi burkularak, zira çocukluğundan beri yüzmeye alışmış, zengin olduklarından değil, öyle ülkeler çocuklarını tarlada sokakta değil mahalle aralarındaki spor salonlarında büyüttüğü için. Klasik müzik seviyor, elçiliklerde filan verilen ücretsiz konserleri, filmleri kaçırmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada mahkemeye gidiyormuş, bana doğrudan anlatmadı hiç, haberini alıyorum. Hafta sonları görüyormuş artık çocuğunu. Hafta arası baba değil büyükanne-büyükbaba bakıyor çocuğa, hobi kabilinden, okulunun pahalı taksitlerini ödedikleri için, al gülüm ver gülüm neticede. Baba pek ortalarda yok, çocuk mocuk pek umrunda değil anladığım kadarıyla, maksat güç gösterisi olsun, başka bir memlekette kızıl avındadır bu sefer herhalde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızcağızın şirkete gelişi de olay oldu, ihtiyaç yokken hatır gönül sonucu alındı, Rus sekreter-tercüman lafını duyan kendi katına istedi derhal, bize lazım olduğundan hanereisi herkese nanik yapıp tam karşıma oturttu, başımı azıcık uzatınca masasını görüyorum; yemeğe beraber gidiyoruz, dışarı beraber, birisi masasının etrafında azıcık oyalansa şahin gibi tepesindeyim derhal. Bir iş için lazım olursa benden izin alınıyor önce. Ah ama koridorda, girip çıkarken filan görünce nasıl salyaları akıyor milletin, o saf anlamıyor belki ya da anlamama mekanizmasını işletiyor çaresiz, ama mal gibi ortada bakışlar. Önce dik dik süzmeler, ardından gözlerini gözlerine kilitleyip "Nataşalık" izi aramalar. Kızcağız da sanırsın haza "Türk" hanımefendisi (tüm "Türk" kadınları haza hanımefendidir zira; üçüncü sayfalara düşenler, sabah programlarında rezilliğin dibine vuranlar, televizyonda milyonların önünde fingirdeşip koca arayanların hepsi de devşirme). Sopadan hallice yürüyüşüyle, eski yüzücülükten gelen düzgün ama kıvrımsız vücuduyla, muhafazakara kaçan giyimiyle taleplere cevap verecek hali ve isteği yok hiç. Ama boya da olsa o sarı saçlar, mavi gözler, duru beyaz ten, aksanlı konuşması ve o tüm fantezileri tetikleyen ismi yok mu yetiyor işte bizim "Türklerin" zıvanadan çıkmasına. Öyle doktoralı moktoralı, üç dilli, öyle düzgün, hoş bir "Türk" kadınının bunlarla asla işinin olmayacağını bilip fantezilerinin en derinlerinden, tüm cahil cesaretleriyle umuyorlar işte onlara da biraz düşer mi diye, umutlarının söndüğü anda daha da bayağılaşıyor iş, bakışlar ele veriyor işte, -gel de deme- "Türklüklerini".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi memleketinde kadın olmak başlı başına zorken, yabancı bir memlekette yabancı bir kadın olmak ne zor ya rabbim. Sen hepsine kuvvet ver.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-7369811412505104172?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/7369811412505104172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=7369811412505104172&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7369811412505104172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7369811412505104172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/05/blog-post.html' title='...'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-1680169339628719910</id><published>2007-04-19T18:00:00.000+03:00</published><updated>2007-05-02T10:52:12.997+03:00</updated><title type='text'>sabun</title><content type='html'>Dün bir alışveriş merkezinde renk renk harika kokulu sabunları görünce dayanamadım, bir bir koklamaya başladım. İlgilendiğimi gören gençten satıçı saymaya başladı, bu kırışık açar, bu stres atar, bu rahatlatır, bu sıkıştırır, bu gevşetir, bu şöyle bu böyle. Üç öğün yıkan dert tasa kalmayacak, o kadar. Dır dır dır, öff bi bırak da koklayayım rahat rahat. Sonunda baktım susacağı yok, elime çikolatalı tarçınlısını alıp "bunu ancak yersen bu etkileri yapar, sabunla stres mi atılırmış!" dedim. (Aslında çocuk ne yapsın, bütün kozmetiklerin pazarlama taktiği bu sonuçta) Sonradan kendim bakarım deyip bir broşür istedim, bir kitapçığın ilk sayfasını kıvırıp verdi, kocaman bir dert listesi, yanında devası olacak sabun cinsi; ayol yarım saat sürer sırf sayfalarını çevirsem. Herhalde okuyacağıma kanaat getirmedi onu da çekip aldı elimden. Neyse boşver deyip koklamaya devam. Baktı bana laf anlatamayacak "o zaman bir de şunu koklayın" diye yaseminliyi uzattı, mis mis. Renkleri de çok canlı, "bunların rengi sentetik boyadan mı doğal mı?" diye sordum, bir iki hık mık etti, doğal olduğu mealine gelen birşeyler söyledi. Feci fahiş bir rakam ödeyerek birer tane bademli, lavantalı ve yaseminliden aldım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oğlanın tüm amatörlüğüne, fiyatın anlamsız yüksekliğine ve kitağçığın da (sonradan gelen diğer görevli "aa size kitapçık vermemiş miyiz?" deyip tutuşturdu elime neyse ki) baştan sonra imla hatalarıyla ve komik komik iddialarla dolu olmasına rağmen bu bir süredir sağda solda adını duyduğum sabunlardan almış oldum. Ben ya çok kolay bir müşteriyim ya da kafama koyduğum malın ambalajı, sunumu nasıl olursa olsun elimden kurtulamıyor. Umarım kullanınca memnun kalırım da enayiliğimle kalmam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-1680169339628719910?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/1680169339628719910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=1680169339628719910&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1680169339628719910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1680169339628719910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/04/sabun.html' title='sabun'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-6724634079221686973</id><published>2007-04-19T17:37:00.000+03:00</published><updated>2007-05-02T10:52:30.254+03:00</updated><title type='text'>rüya</title><content type='html'>Dün gece rüyamda dedemi gördüm, çok mutluydu, kaybedeli kaç sene oldu, ilk kez rüyama girdi. Sabahki olağan telefon istişaremizde anneme anlattım. Yaklaşık yarım saat rüya tabiri yaptı, ne yorumlar ne yorumlar. En sonunda bir fakire yardım etmemde karar kıldı, dedem öyle istemişmiş. (halbuki dedem çıkarıp bana para vermişti, ne alaka?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamüstü bir şey sormak için tekrar aradığımda "hala rüyanı düşünüyorum" dedi, baktım aynı gayretli mesai bir daha başlayacak oldu size iyi günneeer diyerek sıvıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum ki hayatta olan bir yakınımı mutsuz olarak görseydim onu da aynı profesyonellikle hayra yoracaktı. İyi bir şey belki de, ama zerre etkilenmiyorum o ayrı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-6724634079221686973?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/6724634079221686973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=6724634079221686973&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6724634079221686973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6724634079221686973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/04/rya.html' title='rüya'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-508451821378953765</id><published>2007-03-23T17:59:00.000+02:00</published><updated>2007-05-02T10:52:50.205+03:00</updated><title type='text'>neyse ki bitti</title><content type='html'>Bu hafta işte üzerimden buldozer geçti sanki, bir yoğunluk, bir koşturmak, cumartesi de bir sürü sıkıcı iş beni bekliyor. Pazara boşum neyse ki. Bu akşam annemlerle mutat yemeğimiz var. Onu da atlattıktan sonra ayaklarımı uzatıp uzun uzun uzanmak istiyorum. Bizimki de Gilmor kızlarının (gitti canım dizi) mutat cuma geceleri gibi ama günü sabit değil. Arada bizimkileri onlara benzetiyorum zaten, bir de Avrupa Yakası'ndakilere. O kadar teatral ve komik değiller elbette, ama bazı olaylara tepkileri tıpatıp aynı. Böyle bir ebeveyn formatı var herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün en güzel kısmı akşam yemeğinden sonra kitap, dergi ve uzaktan kumandayla kanepeye yayılmak. Bazen eve geç gelince uykusuzluk pahasına uzatıyorum bu saatleri. Eskiden, hele bahar ve yazsa, iş çıkışı çarşı çarşı dolaşmaya bayılırdım. Şimdi bir koşu eve kapanıyorum, kaçıyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir sıkıntın varken depresif olmak iyi bir şey, ortada bir şey yokken ise sinir bozucu. Son birkaç gündür bir haller var üzerimde ama bir nedeni yok. Hormonlardandır herhalde, umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir isteğin gerçekleşmesi için insan kendini o isteği olmuş şekilde hayal etmelidir derler, araba istiyorsan kendini markası modeli belli bir arabanın direksiyonunda düşlemek gibi misal. Bu bahar da kendimi düşlediğim resimde değilim. Yanlış şeyler mi istiyorum acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu fengshui kurbağaları gerçekten işe yarıyor, test edilip onaylanmıştır. Sırayla bütün tanıdıklara hediye olarak alacağım, hizmette sınır yok. Önceleri saçma gelmişti ama binlerce yıllık uygarlık yalan söyleyecek değil ya, ben de yani!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmette sınır yok dedim de aklıma geldi, bizim okulun mezunlar derneği ev içi tamirat kursu açmış, musluk, lamba, elektrikli aletler, tesisat filan. Üniversite bitirmek conta sıkmak, matkap kullanmakta bir işe yaramıyor haliyle. Vaktim olsa cidden katılırdım. Faideli bir hizmet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi kendine iyi bak, iyi akşamlar, görüşürüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-508451821378953765?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/508451821378953765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=508451821378953765&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/508451821378953765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/508451821378953765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/03/neyse-ki-bitti.html' title='neyse ki bitti'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-7959970986167442238</id><published>2007-03-15T14:35:00.000+02:00</published><updated>2007-03-15T15:41:37.095+02:00</updated><title type='text'>hop hop hop dönüş tonton</title><content type='html'>Küresel ısındık, ah vah deyip duruyordum ama &lt;a href="http://sunthing.blogspot.com/2007_02_01_archive.html"&gt;bu testten &lt;/a&gt; pek iyi bir not alamayacağım sanırım. Her ne kadar arabam en az seviyede emülsiyon çıkaranlardan olsa da her gün ve tek başıma kullanıyor olmam işi kötü bozuyor. Evde tüm lambaların watt'ını azalttım, bir lamba açık unutulduysa hiç üşenmem kalkar kapatırım, televizyonu artık asla uzaktan kumandayla kapatmıyorum, alışveriş sırasında elimde bir poşet varsa sonraki aldıklarım o poşeti doldurana kadar torba almam, bunlar iyi şeyler, ama çöpleri ayrı ayrı atmadığımızdan cam, aluminyum vs öylece gidiveriyor. Eve en yakın pil kutusuna ancak arabayla gidebilirim, ama istesem çok da zahmet olmaz. Çok eksik var yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofiste de resmi olarak bir yere gidecek ya da dosyalanacaklar dışında her türlü baskıyı müsvette kağıda alsam da benim bireysel çabam 60-70 civarında kişinin çalıştığı binamızın adeta hızar gibi işlemesine engel olamıyor. Çoğu işin bilgisayarla, telefonla halledilmesine karşın her ay top top birinci kalite kağıt alınıyor, önemli bir kısmı çöpü boyluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç ay önce ISO zoru belasına "çevre duyarlılığımızı" dosta düşmana ve de müfettişlere göstermek için katlara dalga geçer gibi birer plastik çöp kovası kondu. İnsanlar ilk heves kağıtları attılar ama kovaların kapasitesi ve kişilerin ilgisi yeterli olmadı ne yazık ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elin oğlu geri dönüşümü fabrikalarda hijyenik ve insani koşullarda yaparak dünya kadar para da dönüştüredursun bizde bu işi sokaklardan ve çöplüklerden o zamana kadar büyük miktarı kullanılamayacak hale gelmiş bu malzemeleri toplayan talihsiz insanlar yapıyorlar. Mümkün olduğunca az ziyan olsun diye evden çıkan (ve korkunç miktarlarda olabilen) atık kağıt-gazete-dergileri ayrı torbalarda atsam(k) da sonuçta bunlar da diğer çöplerle toplanıyor, kurtulabilenler bir şekilde geri dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun girizgahtan sonra insanlık için küçük, şirket için orta, kendim için büyük  bir adım atıp ANÇEVA'dan katlara konmak üzere atık kağıt kutuları aldırdım. Benim gibi çoğu kez kendine müslüman biri için gerçekten büyük bir hareket bu. Çok cüzi fiyata alınan kutulara atılan kağıtlar belli bir miktara gelince gelip alıyorlar. Geliri neye harcanıyor onu maalesef öğrenemedim (umarım iyi bir şeyedir) ama epeyce araştırmama rağmen kutu veren ve kağıtları da toplayan başka bir kuruluş bulamadım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Konuyu araştırırken çarpıcı bilgiler de öğrendim; örneğin yıllık olarak kişi başına kağıt tüketimi ABD'de 332kg'ken Türkiye'de 42kg'mış. Bu bizim az okuyup yazdığımızı mı gösterir, gelişmişlik seviyesiyle ambalaj kullanımının da arttığını mı yoksa süper tutumlu insanlar olduğumuzu mu bilmiyorum. Her yıl kağıt elde etmek için dünyada ormaların %1,3'ü yani 40 milyon hektar ağaç kesiliyormuş, üretim için kullanılan enerji ve diğer hammaddeler  ve sonrasında çıkan atık da cabası. 1 ton kağıt elde etmek için 30 yaşında 60 ağaç kullanılıyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaba bir hesapla 1 top orta kalite kağıt 2kg gelse, haftada 2 top harcanan bir ofiste (bazen sırf bizim katta günde 1 top gidiyor, derhal istatistik tutmam lazım) yılda en az 6 ağaçlık kağıt kullanılıyor demektir, ki bu diğer kağıt ürünlerini kapsamıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle durum vahim. Bu saatten sonra bir ucundan tutmak neye yarar bilmiyorum ama en azından vicdanım biraz rahatlar belki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-7959970986167442238?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/7959970986167442238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=7959970986167442238&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7959970986167442238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7959970986167442238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/03/hop-hop-hop-dn-tonton.html' title='hop hop hop dönüş tonton'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-337545335520822808</id><published>2007-03-14T15:57:00.000+02:00</published><updated>2007-03-15T13:30:18.156+02:00</updated><title type='text'>kat kat mülakat</title><content type='html'>Yine acaip şeyler oldu günlüğüm semizotum, etrafta dökülüp saçılabileceğim kimsecikler yok, mecbur sana anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani kaç haftadır mülakat yapıyordum, sonunda bitti dedim ya, aslında son 3 tane daha vardı. Ama bunlar yeni mezun olduğundan pek kasmamıştım açıkçası. Sorulacak sorular belli, verilecek cevaplar yarım ya da bir sayfalık özgeçmişlerden belli. Aradığımız özellikler ortalama (umduğunu değil bulduğunu hesabı) ve üzerinde bir eğitim, efendilik, çalışkanlık ve öğrenme isteği. Nitekim ilkiyle gayet güzel geçti görüşme. Çocuğun bakışları pırıl pırıl, sakin, efendi, konuştuk, anlaştık, o memnun, ben memnun ayrıldık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün de 2006 mezunu biri geldi, gerçi azıcık büyük gösteriyordu ama üzerinde durmadım. Biraz hoşbeş, çay, ısınma faslından sonra (şehir dışından gelmişti) sadede geldik. Başladı anlatmaya, daha 2. sınıfta bir yapı denetim firmasında mühendis sıfatıyla çalışmaya başlamış (2. sınıf? daha mühendislik namına tek ders almadan? yapılar böyle denetleniyor demek ki, neyse), yine mezuniyetten önce şantiyede ve proje bürosunda çalışmış, vs. vs. Uzatmayayım daha 6 ay olmuş mezun olalı, askerlik yok, ama sorsan tecrübe, bilgi, ben oldum halleri paçasından akıyor (demek 1. sınıftan sonrasını boşa okuduk biz, vah ki vah). İngilizce desen, okurken kursa gitmiş (Almanca ve İtalyancaya da; Rusçaya da başlamış ama 2 kur devam etmiş), "sular seller gibi" diyor, hiç pratiği olmamış ama 20 dakikada çözülürmüş dili. Bolca şişirme payı olsa da hırsı, çalışkanlığı hoşuma gitti, zaten tecrübe değil çalışkanlık arıyoruz. Neyse sonra ben de anlatacaklarımı anlattım, onun öğrenmek istediği bir şey olup olmadığını sordum. "Şirketiniz çalışanlarına nasıl davranır, hani işe 1 saat geç  gelsem filan...?" gibi birşey geveledi. Ben de rahat olmasını, bizim şirketin daima çalışanlarına değer verdiğini, maaşların zamanında yattığını, şantiye koşullarının elden geldiğince iyi seviyede olduğunu, zaten proje müdüründen en alt seviye işçiye kadar herkes aynı koşulları paylaştığından ve işin uyumlu ve hızlı yürümesi açısından böyle ufak hesapların yapılmayacağını, ama tabii ki meselenin (her iş yerinde olduğu gibi) onun performansı ve amirleriyle arasındaki ilişkiye bağlı olacağını, üstelik benden binlerce kilometre uzaktaki birinin davranışlarına kefil olamayacağımı filan anlattım. Bu niyeyse tatmin olmadı, ısrarla onu küstürüp küstürmeyeceğimizi, çok kıymetli ve çalışkan bir eleman filan olduğunu, daha önce çalıştığı yerlerde kötü muamele gördüğünü, bizden de böyle birşey görüp görmeyeceğini merak ettiğini söyledi. Tüm &lt;em&gt;engin&lt;/em&gt; tecrübesine rağmen yurtdışı, büyük firma tecrübesinin farklı bir şey olduğunu ve yukarıdakileri bir daha -daha basit cümlelerle- anlattıktan sonra "ben tecrübeliyim, onu da yaptım bunu da yaptım" diye hala ısrar edince şafak attı bende. Sorduğu soruyu "evet biz çalışanlarımıza düzenli olarak işkence yaparız, onları lime lime ve perişan ederiz" diye cevaplayacak herhangi bir işveren olabileceğini aklının alıp almadığını sordum. Bu takılmış plak gibi ısrarla ve asabiyetle konuşmaya devam etti. Bana da o dakika gelenler geldi. "Bir soru sordunuz, öyle veya böyle bir cevap aldınız, hala benimle tartışıyorsunuz. Sizi işe alma kararını ben vereceğim, yaptığınız şey sizce mantıklı mı?" diye sordum. "Ama yanlış anladınız, şöyle de böyle de" diye başladı savunmaya. İddiasının aksine çok genç ve tecrübesiz olduğundan dem vurarak "yanlış anladıysam baştan alalım, tam olarak neyi merak ediyorsunuz?" dedim. Bu arada da sakinliğimi korumak için gülüyorum, espri yapmaya çalışıyorum; cik cik onunla dalga geçiyorum sanıp sinirle, "sizi de güldürdük bayağı" demez mi? A tipitip, gülmesem bir temiz pataklayacağım seni, haberin yok. İşin cılkı çıktı sonunda, "bakın" dedim, "iş görüşmesi de bir tecrübedir, siz siz olun, bundan sonra sizi işe alacak kişiyle mülakatta kavgaya tutuşmayın". Bu iyice sinirlendi, "zaten taa nerelerden CV'mi anlatmaya çağırdınız beni (bir de şarkı söyletseydim keşke), sade bir çay verdiniz elime (bir dahakine kuzu çeviririz artık), bu nasıl mülakat böyle anlamadım ki! (anlamamakta haklı, zira bu ilk mülakatıymış, diğer işlere tanıdık vasıtasıyla girmiş üstat)" dedi. Neyse ben artık kendime daha ne kadar hakim olacağımı kestiremediğimden kendisini "oldu o zaman size iyi günleeer" diyerek uğurladım, ama sinirden ter basmıştı vallahi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende mi gariplik var, insanlarda mı çözemedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-337545335520822808?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/337545335520822808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=337545335520822808&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/337545335520822808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/337545335520822808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/03/kat-kat-mlakat.html' title='kat kat mülakat'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-4554956033778793370</id><published>2007-03-13T13:12:00.000+02:00</published><updated>2007-03-13T14:43:49.806+02:00</updated><title type='text'>bıdır bıdır</title><content type='html'>Son yazıdan beri bir ay geçmiş, inanamadım. Nereye gidiyor bu günler haftalar böyle çaktırmadan aklım ermiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir ayın en mühim olayı kurabiyemin 1. doğum gününe gitmekti tartışmasız. Kocaman adam oldu benim minik kuzum. O yaştaki her kuzu gibi acı verecek denli tatlı, sevimli. 2 gün görmek kesmedi doğal olarak, fotoğraflarıyla konuşuyorum hergün. Neredeyse 3 aydır görmüyordum, yabancılar sanıyordum ama pis bir capon numarasıyla en neşeli olduğu anda yani sabahın köründe, uyanıp yatağında bağdaş kurup "beni alın da oynayalım" kıkırdamalarını duyar duymaz koynuma alınca hatırlamak hatırlamamak sorunu olmadı. Zaten erkeklere ne kadar gıcıksa kadınlara o kadar sıcak benim minik çapkınım. Çok uzatmak istemiyorum, özledim ben sıpamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ay işte epeyce yoğundum. Hanereisinin vatana dönüşü (her zamanki gibi) gecikince onun yapması gereken iş görüşmeleri bana kaldı. Her ne kadar önceden idari elemanlarla bir parça mülakat tecrübem olduysa da teknik personel üzerinde ve tek gürüşmeci olarak bir denemem olmamıştı, haliyle biraz gerildim. Neyse kazasız belasız atlattım, 20 küsur kişiden sonra tecrübeli bile sayılırım artık. Elbette yine enteresan tipler eksik değildi; matbu formda sadece "şantiyede çalışmayı engelleyici sağlık  sorununuz var mı?" diye sorulduğu halde bilimum kan, idrar tahlillerine, gittiği diyetisyenin raporuna kadar getirenler, bir de bunları detaylı şekilde bana anlatmaya kalkanlar mi istersin (testosteron kısmına gelince fenalık geçirip bu kadarı yeter dedim de babasının iş yaşamına geçti allahtan); artık bekar olduğumu mu sandı, işle ilgili anlayamadığım bir sebepten mi bilmem, ısrarla kendisini görüşmeye arabasıyla bırakan arkadaşıyla beni tanıştırmaya çalışan mı; Allahın unuttuğu ülkenin en ücra topraklarındaki şantiyenin yakınında yüzme havuzu olup olmadığını soran mı; beni kadın ve tahmininden genç bulup "bilseydim görüşmeye gelmezdim" diyen mi (ben yine de aldım kendisini işe, pis şoven nolucak); renkliydi vesselam. Ukalası, pis kokanı (resmen burnumun direği kırıldı), buram buram aftershave kokanı (bu da aynı etkiyi yarattı elbette), iki lafı bir araya getirip derdini anlatamayanı, merak ettiğini soramayanı, hepsi vardı işte. Neyse bu da bitti, sen sağ ben selamet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde radyolarda sürekli Pink Martini konseri anonsları yapılıyor, hanereisi de son seyahatinden önce bunu duyup "sen seviyorsun bunları, bilet al da gidelim, nasılsa o gün dönmüş olacağım " dedi. Her ne kadar  "bu danslı bir gösteri, yani oturup dinlenmiyor, ayakta takılacağız, hatta dans etmek zorunda kalabiliriz" desem de yılmadı kendisi, ben de ikiletmedim tabii ki. Bilete dünyanın parasını bayıldıktan 1 saat sonra tahmininden 2 gün sonra döneceğini söyledi bizimki. Ben şimdi Pink Martini'yle dans edecek kimi bulup da gideceğim konsere? Off ya! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bagdatcafe.blogspot.com/2007/03/haftasonu-keyfi.html"&gt;Dory&lt;/a&gt; çarşı maceralarını anlatmış yazısında. Aynı hayal kırıklığını ben de yaşıyorum bu sezon. Herşey ya çok dar, ya çok kat kat, ya çok çocuksu, ufak tefek kız çocuğu bedenine ve zevkine göre. Kart zamparalara gün doğdu, bu sezon lolitalar her yerde. Bedenlerde de bir tuhaflık var, kendi bedenimde kıyafetlerin içine asla giremiyorum, daha büyükleri zaten yok. Boru paça 501 tarzı bir kot pantolon bulamadım mesela hiçbir yerde. Giysilerin kusurları kamufle etmek gibi bir misyonu kalmamış, artık maksat herşeyin altını çizmek. Zayıf olmak yetmiyor, vücudun kusursuz değilse hiçbir şey uymuyor, iyi durmuyor. Ben de o gazla ve de hanereisinin burada olmamasını fırsat bilerek spora verdim kendimi, allahtan o kadar azimli değilim, bu rüzgarın dineceğini, kendimi sonsuza dek böyle cendereye sokamayacağımı  biliyorum. Bir de salondaki manken fizikliler sinir ediyor beni. Dün birini nasıl süzdüysem artık kız rahatsız oldu resmen. Ama bir gram fazlalık yoktu hatunda, bu fizikle niye geliyorlar salona bilmem ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgililer günü geçeli çok oldu ama buraya uğradığım bozgunu kaydetmeden edemeyeceğim. Şubat başından beri her allahın günü giydirdim o günün gereksizliğine, gereksiz tüketimden başka bir işe yaramadığına, kırmızı ve kalp görünce kusma duygumu engelleyemediğime dair, yemin ediyorum samimiydim de. Hanereisiyle "beni şu kadarcık mı seviyosun, bu kadarcık mı" minvalli reklamı görüp "şu gün geçse de rahat etse zavallı erkekler" diye konuşuyorduk aramızda. Neyse efendim, o gün öğlen hanereisinin dışarıda işi vardı, beni arayıp, "akşama planımız var mı?" diye sordu. Ben de "tabii ki yok, evde oturup film seyrederiz" dedim (sevgililer gününü romantik bulmuyorum demek romantik komedi, romantik dram, romantik romantik film sevmiyorum demek değil tabii ki). O da "en güzeli, benim de halim yok dışarı çıkmaya" deyip kapattı. Akşam televizyonda günün anlam ve önemine uygun diye yayınlanan bir filmi seyrederken ve de bol miktarda dalga geçerken pat diye "sen bana hediye aldın mı?" diye sordu, ben de "yoo ne alıcam, biliyosun ben karşıyım bu güne" dedim. On dakika geçmeden içeri gidip bir paket getirdi, kucağıma koydu. Şaşkınlıktan ölüyordum. Ofsayta düştüğüme mi yanayım, söylediğim onca lafı nasıl yutacağımı mı düşüneyim, her sene yaptığı gibi o sabah da arayıp sevgililer günümü kutlayan ve karşılığında işin cılkını iyice çıkardığı yolunda tepkimi alan anneme maalesef gereksiz derecede pahalı bu hediyeyi nasıl anlatacağımı mı kurayım, bilemedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün yemeği: Etli pazı dolması&lt;br /&gt;Kız ismi: Ezik&lt;br /&gt;Oğlan ismi: Mahçup&lt;br /&gt;Günün sözü: Büyük lokma ye büyük laf konuşma.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-4554956033778793370?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/4554956033778793370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=4554956033778793370&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/4554956033778793370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/4554956033778793370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/03/bdr-bdr.html' title='bıdır bıdır'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-1347219202679054651</id><published>2007-02-13T16:14:00.000+02:00</published><updated>2007-02-13T16:14:30.029+02:00</updated><title type='text'>bir soru</title><content type='html'>Bu yazıyı nasıl toparlayacağım bilmiyorum; şöyle birşey var: Bazen, kendime döndüğüm, yalnız kaldığım zamanlarda ya da öyle durup dururken hayattaki yerimi, değerimi düşünüyorum. Bunda garip birşey yok, felsefenin temel derdi bu sonuçta; piramitteki seviyen yükseldikçe akla gelir böyle şeyler, herkes arada yapar, sanırım. Herkes vazgeçilmez, tek, eşsiz olmak ister, arada bir, sıklığı ego şişkinlik katsayısına bağlı olarak öyle olduğunu da düşünür, sanırım. Ama ya kalan zamanlarda, hani "bırak numarayı, şurada biz bizeyiz işte" zamanlarında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgulama, değer biçme krizleri için süper bir yöntem mevcut, ki bu yöntem giyinmekten yemek pişirmeye, dekorasyondan sanat yapıtı ortaya koymaya her durumda kullanılabilir: bunu kullanmazsam/çıkarırsam/atarsam ne olur? Diyelim ki giyindik süslendik, taktık takıştırdık, bir yere gideceğiz, hemen sormamız gerekir, bu yüzüğü/eşarbı/ikinci kat ruju takmazsam/giymezsem/sürmezsem nasıl olur? Atarsın söz konusu şeyi, bakarsın. Eksik görünürsen gözüne takarsın/giyersin/sürersin yine, ama o eksikken daha iyi görünüyorsan o çıkardığın her neyse fazlalıkmış demek ki. Mutfakta bulduğun her baharatı tencereye serpiştirmeden önce durur yemeğin bir tadına bakarsın, bu olmadan tadı yerinde mi yoksa koymazsam eksik mi kalır diye. Sehpana koyacağın fazladan bir süs odayı itiş kakış gösterebilir, ya da koltuğa iliştireceğin bir minder evin havasını tamamlar, kişilik verir. Yazı yazıyorsan mesela, yazdığının yarısını silersin bir, kalan kelimeler derdini anlatmaya yetiyordur büyük ihtimalle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu dünyada bir aksesuar, yemeğe katılacak bir malzeme, bir ayrıntı, bir kelime isek ne ifade ediyoruz, ne katıyoruz varlığımızla?  Tamam, her insan, her canlı çok kıymetli, varoluşun özü bu zaten, ama herkes gerçekten, hakikaten vazgeçilmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa için bunu düşünmek kolay geliyor bana, sonuçta her canlı bir diğeri için besin, barınak demek. Zincirin bir halkası koparsa kalanı da etkileniyor. Ama insanlar daha doğrusu kendim için bu kadar kolay yargıya varamıyorum ve daha fazla kıvranmadan asıl soruya geçiyorum: dünya denen çorbadan beni çıkarırsam tadında ne değişir? Ya da benim bu çorbada görevim, işim ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce yardımcı yanıtlar: kimsenin hayatta kalması bana bağlı değil (örneğin kardeşine ilik vs. sağlamak amacıyla dünyaya getirilmiş çocuklar var), yetiştirmek zorunda olduğum bir çocuğum, bakımıma muhtaç bir hastam yok. Yerimde herhangi biri olsa işimi üç aşağı beş yukarı benim kadar iyi yapabilir. Başından beri var olmayacağımdan ailem, eşim, arkadaşlarım, eksikliğimi hissetmeyeceklerdir, ilkinin bir çocuğu daha var, ikincisi de bir eş bulabilirdi kendine nasıl olsa. Ben olmasam aç kalacak bir hayvanım, doyurulacak, kollanacak sokak kedilerim, köpeklerim yok. İnsanlığa faydalı araştırmalar, keşifler filan üzerinde çalışmıyorum (master tezim benzer binlercesi gibi durduğu yerde duruyor). Çevreme ufak tefek yardımlarım oluyor ama birinin hayatında çok büyük fark yarattığımı sanmıyorum. Haydi daha basite ineyim, öyle kimsenin gününü şenlendirdiğim, kimseye rol modeli olduğum filan da yok. İyi bir insan olmaya çalışarak, kimseye zarar vermeksizin yaşayıp gidiyorum ama sorun da bu zaten, denklemdeki yerim paydadaki 1'miş gibi geliyor bana, o kadar etkisiz ve gereksiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen romantizme kapılıp kelebek etkisi denen şeye inanmak istiyorum; farkında olmasam da birşeyler için gerekli olduğum fikrine; ama hiç gerçekçi gelmiyor bu düşünce bana. Umarım göçüp gitmeden bu soruya bir yanıt bulabilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-1347219202679054651?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/1347219202679054651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=1347219202679054651&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1347219202679054651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/1347219202679054651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/02/bir-soru.html' title='bir soru'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-8510755940218956742</id><published>2007-02-06T11:59:00.000+02:00</published><updated>2007-02-06T12:27:52.689+02:00</updated><title type='text'>tekmil</title><content type='html'>Yazmaya değer iyi birşeyler olmasını beklersem iyice örümcek ağları saracak bu sayfayı, iyisi mi dolapta kalmış yarımşar porsiyonluk malzemeden ne çıkarsa artık deyip tencereye atmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar sonra ilk kez dinlendiğim bir pazar günü geçirdim. Pencere önü koltuğu, yeni  turuncu battaniye, gıcır dergiler, yakın zamanda ben ya da hanereisi tarafından alınmış dinlenmeden bir kenara atılmış CD'ler, çay kahve, çikolata, huzur buldum, huzurun kendisi oldum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin televizyon girişi çalışma odasında ve yeni gelecek kütüphane girişin ve telefon, elektrik prizinin olduğu duvarı kapatacağından orayla ilgili ne varsa halletmeye çalışıyoruz, şimdi pek hevesimiz yok ama ileride istersek hazır olsun diye dijitürk almak da bu çalışmanın bir parçası. Cumartesi akşamı gelip taktılar. İlk heves zaplamaktan hiçbir şey izleyemedim. Lost'u da veriyorlarmuş meğer ama arada 2. sezon var, bir gayret izlemek lazım. Kalan programlar hiç ilgimi çekmiyor, sanki hepsi birbirinin azıcık değişik versiyonu saçma sapan diziler, filmler; inat için kitap okumaya yeniden başladım. Ben inatlaşarak motive olanlardanım sanırım, canlı cansız farketmez, yeter ki kendime aşacak hedef seçeyim, son kurbanım televizyon oldu, iyi de oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palahniuk'un &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Görünmez Canavarları &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;bitiverdi birkaç günde. Şaşırtıcı ve sarsıcıydı. Okurken film seyrediyormuşum hissine kapıldım sık sık. Sonradan öğrendiğime göre amaç buymuş zaten. Yazar Fight Club'ın da yazarı ama bunun filmi olsa çok sansür yer. Sırada &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Gösteri Peygamberi &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;var. Ama araya Alain de Botton girecek, hatta dün gece uykum kaçınca girdi bile, &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Mutluluğun Mimarisi&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Yaşadığımız çevrenin üzerimizdeki etkisi üzerine, leziz bir yapıt sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sihirbaz&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; ne güzel film değil mi? I love Edward Norton.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-8510755940218956742?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/8510755940218956742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=8510755940218956742&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/8510755940218956742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/8510755940218956742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/02/tekmil.html' title='tekmil'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-2895151055823454882</id><published>2007-02-02T13:05:00.000+02:00</published><updated>2007-02-13T16:12:14.510+02:00</updated><title type='text'>sobe</title><content type='html'>Ycurl beni sobelemiş Gerçi bu blog sayesinde etekte taş maş kalmadı ama bir düşeneyim bakayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Eskiden pek yoktu, son senelerde düzen tertip takıntısı peydahlandı bünyemde. İki elim kanda olsa, hastalıktan sürünüyor olsam ortalık, masam, arabam, yatağım toplu olacak. Kendim ve hanereisi (bu takıntının sebebi biraz da onun korkunç dağınıklıdır) yetmezmiş gibi gittiğim arkadaşlarımın evini filan da toplar buluyorum bazen kendimi, acil ıslah olmayı diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Yapmam gereken birşey olduğunda, çok önemsiz, hiç acelesi olmayan birşey bile olsa aklıma ilk geldiği anda yapmam lazım, yoksa içime dert olur. Sırf o güne planladım diye 40 derece ateşle perde yıkamak, bir mağazada beğendiğim birşeyi daha iyisini bulur muyum diye başka mağazalarda arayıp bulamazsam dünyanın yolunu kat edip geri dönüp almak (ertesi gün önünden geçeceğimi bile bile) gibi. Çok yıpratıcı olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Çantam ve ceplerim alışveriş, kısa ve uzun vadeli yapılacak işler listeleriyle doludur. Listesiz iş yapamam. Dalgınlık ve unutkanlığımın üstesinden böyle gelmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Geç kalkmayı, gündüz uyumayı hiç sevmem, mühim bir işim olmasa bile güneşi kaçırdım mı keyfim kaçar, gece geç saate kaldım mı da suçluluk duyarım; küçüklük şartlanması olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Sigaradan nefret ederim, içenlere de (hanereisi dahil) nefret-acıma karışımı derin hisler beslerim. Kokusunu 1 km öteden alırım, yanımda içildi mi faranjit, evimde içildi mi sinir olurum. Hele çocukların yanında içilmesine hiç tahammülüm yok. Geçenlerde hamile bir arkadaşım ve eşi içiyorlardı, bık bık konuştum, hanereisininkini söndürttüm, onlar devam etti; kendi bebekleri sonuçta, ben niye cadılık yapıyorsam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Bu da bonus olsun: Öğrenciyken yurtdışında, medeni bir Avrupa ülkesinde mesela, birkaç sene okumayı çok istemiştim, sırf düzgün işleyen trafik, insanca muamele görmek, temiz sokaklarda yürümek, parkları, müzeleri bol bir yerde yaşamak, bir de tabii tamamen yabancı bir çevrede kendi ayaklarım üzerinde durmak nasıl olur görmek için. Kısmet değilmiş. Belki davulun sesi uzaktan hoş geliyordur, oraların da kendine has sıkıntıları vardır ama görmeden bilemem. Şimdi daha çok yurtdışından yazanları okumamın sebebi de bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kendinden bahsetmeye başlayınca susamıyor bir türlü, en iyisi keseyim burada. Sobelenmedilerse Dory'e ve epeydir sesi çıkmayan Pinky'e elim sende diyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-2895151055823454882?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/2895151055823454882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=2895151055823454882&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2895151055823454882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2895151055823454882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/02/sobe.html' title='sobe'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-26106916637637474</id><published>2007-01-29T16:59:00.000+02:00</published><updated>2007-02-13T16:12:35.687+02:00</updated><title type='text'>Ooo kimler gelmiş!</title><content type='html'>Bir zamanlar hafif devamsız ama yine de arada bir çiziktiren bir blogger vardı, işte o benim cancağızım, tanımadın mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son iki aydır dellendik şirketçe, daha doğrusu hanereisi dellendi, tsunamisi bizi vurdu, gaddar adam cumartesileri mesai bile koydu. O alışkın tabii ama beni fena çarptı bu iş. Son iki ayda sırf 700 küsur sayfa yazı çevirmişim/çevrilenleri düzeltmişim,ki bu çevirmekten bin beter, diğer işler cabası. Son noktayı yeni koydum, derin bir nefes alıp sana koştum şekerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftaiçi yoğunluğu ayrı, Cumartesileri  de çalışınca tersim döndü, bir acaip oldum. Sanki bu masanın başından hiç kalkmıyor gibiyim. Hiçbir şey yapamaz, hiçbir şeye yetişemez oldum. İki haftadır bitip bitip başlayan grip-nezle de cabası. Kimseyle bir temssım da yok nereden alıyorum bu mikropları bilmiyorum. Spor hayatım da aynen çöpe yani. Durdurun dünyayı yoksa atıcam ben kendimi o olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada kaydadeğer hiçbirşey olmadı, vallahi. Birkaç oyuna gittik, bolca DVD seytettik, bir de Lost'a başladık, hayırlara vesile olsun inşallah. Yalnız 5 bölümlük CD'leri bir gecede bitirme hırsına kapılınca ben sabaha kadar adadan kurtulma rüyaları görüp biraz stres oluyorum, ikinci sezonla geçer herhalde. Zaten kurtulacak birşey de yok gibi görünüyor; süper sağlıklı yiyecekler, okyanus manzarası, subtropik limonata gibi iklim, adamlar hafif yanık, kadınlar her daim pür bakımlı, niye gitmek istiyorlar ki buradan, arayıp bulamadığımız cennet işte. Neyse, oyunlardan Anna Karenina çok iyiydi, Atinalı Timon iyi, Hırçın Kız'a düşmanım gitmesin, o derece. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bir sıkıntımdan dolayı gitme gafletinde bulunduğum anlı şanlı diye bilinen ama aslında telaffuz edemeyeceğim sıfatlarda olduğunu bizzat test edip onayladığım bir doktor yüzünden 3-4 günümün ziyanı dışında ortalamanın üzerinde iyiydim diyebilirim. @!?*% evladına değil onun beni bu kadar üzmesine, dağıtmasına izin vediğim  için kendime kızdım aslında daha çok. Neyse stres haneme bir eksi daha sabit mürekkeple kazındı zannımca. Bir süredir böyle bir stres çetelesi tutuyorum, sıyırıyorum hafiften sanırım. Her eksi hayatımdan birkeç ayı, yılı götürüyürmuş gibi geliyor. Sermaye artan ivmeyle azalıyor anlayacağın, hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veremli gibi öksürmem geçince spora başlamak, şubat mart gibi cumartesi mesaisi bitince mutfağıma dönmek en büyük fantezim. Görüyorsun beklentilerim ne rakımlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketten umudum zaten yoktu, hepten kesildi. Dışarıda bilim çağı, bizde ilkçağ hüküm sürmekte. Memleket aklıbaşındalık bakımından zaten çoraktı hepten kurudu. Yılbaşı dileğimi ülke çapında genişletiyor, artık cinayet, yolsuzlık, yoksulluk, cahillik, yobazlık haberleri yerine iyi şeylerin haberleri gelsin istiyorum, amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurudu deyince barajlar tamtakır ya, şehirde su kesintileri başladı. Kar adamakıllı yağmazsa bu yazı düşünmek bile istemiyorum. Evin muhtelif köşelerinde kovalar yerleşti. Depo idare etsin diye damlayla kullanıyoruz suyu. Aklıevvlel başkanımız kadınlar evde bir tabak için dakikalarca su harcamasın buyurmuş, bir de bol bol dua tavsiye etmiş. Ediyoruz zaten de dediği şey için değil. Kadınların evde yıkadığı tabaklarla kurudu zaten o koca koca barajlar. Bütün sulak alanları kurutup imara açarken, fabrikalardan çıkan zehirler nehirlere karışırken, patlak borulardan caddelere günler boyu su akarken de ediyorduk o duaları ama yerine gitmedi işte bir türlü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şimdi gidip iki blog okuyayım, kim kiminle nerede ne yapmış, gündeme hakim olayım. Yine gelirim üzülme.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-26106916637637474?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/26106916637637474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=26106916637637474&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/26106916637637474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/26106916637637474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2007/01/ooo-kimler-gelmi.html' title='Ooo kimler gelmiş!'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-6559985082133145603</id><published>2006-12-26T14:30:00.000+02:00</published><updated>2007-02-13T16:13:44.440+02:00</updated><title type='text'>deneme birki</title><content type='html'>Bunu yapmayı yeni öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash"  src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" allowScriptAccess="always" width="180px" height="23px"  bgcolor="#ECECEC"  id="radioblog_player_0"  FlashVars="id=0&amp;filepath=http%3A%2F%2Fouvertures38.free.fr%2Fsteph%2Fradio.blog%2Fsounds%2Fkatie%20melua%20-spider's%20web.rbs&amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#999999;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-6559985082133145603?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/6559985082133145603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=6559985082133145603&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6559985082133145603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/6559985082133145603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2006/12/deneme-birki.html' title='deneme birki'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-7368281484788190734</id><published>2006-12-13T16:16:00.000+02:00</published><updated>2006-12-15T13:08:19.851+02:00</updated><title type='text'>bir akıl bir fikir bir dilek</title><content type='html'>Bugün gezerken &lt;a href="http://drozantuncer-zdc.blogspot.com/"&gt;böyle bir bloga &lt;/a&gt;rastladım. Blogun sahibi doktorun (ne doktoru olduğunu anlamadım) bir kitabı pdf olarak indirilebiliyor. Fikirleri ve dili fazla basit bulsam da enteresan da gelmedi değil. Temel olarak diyet ve sporla asla kalıcı olarak zayıflanamadığından, zayıflamanın yolunun canımız ne çekerse, yememiz gereken saatlerde değil, sadece midemiz (beynimiz değil) acıktığında ve doyana kadar yemekten geçtiğini anlatıyor. İlk bakışta "böyle kilo mu verilirmiş" diye tepki duyuyor insan tabii ama fena fikir değil aslında. Kendimi düşününce mantıklı bile geliyor. Evlenene kadar çok zayıftım, ama kilomu bilmezdim, aldım mı verdim mi umrumda bile olmazdı, asla yediğimi içtiğimi kısıtlamazdım, hareketliydim ama hiç spor yapmazdım. Annem sayesinde hem sağlıklı beslenirdik hem de ev sürekli pastane gibi olduğundan gözümüz ve midemiz pasta, böreğe doymuş haldeydi. Üniversite sırasında okuldayken çoğu kez öğle yemeği aklıma bile gelmezdi, çünkü acıkmazdım ve hiç kilo problemi yaşamadım. Ne zaman ki evlendim, yemek düzeni şaştı, evde her zaman o kadar fazla çeşit olmadı, bir de evliyim ya kiloma filan artık dikkat etmeliyim moduna girdim gelsin kilolar.&lt;br /&gt;Böyle düşününce eskiden &lt;em&gt;acıkınca ye, neyi istersen doyana kadar ye&lt;/em&gt; felsefesini zaten uygulamış olduğumu görüyorum. Doktora göre evde diyette olan biri huzursuzluğunu bulaştırırmış, herkes ona bakarak yediğinden suçluluk duymaya başlarmış, sonuçta tüm ev halkı kilo problemi sahibi olurmuş. Bizim evde kilosundan şikayetçi olan bir tek annem vardı, o da lafta kalırdı zaten, bize de asla "az ye, onu ye bunu yeme, kilo alırsın" filan denmedi, tam tersi biraz daha yememiz için gözümüzün içine bakılırdı; belki de o yüzden kardeşim de ben de ergenliğimizde yiyeceklerle inatlaşmadık. Ama diğer yandan yıllardır hatmettiğimiz kan şekeri, glisemik endeks, karbonhidrat dışarı, salatalık içeri mesajları ne olacak? Ara öğünler, ana öğünler, çok acıkmadan yemek, masadan yarı tok kalkmak vs. çöpe mi gidecek? Doktor belki anlaşılır kılmak için basit yazmış ama onun sözleri de eleştirdiği sloganlardan öteye gidememiş, bilimsel olarak doyurucu birşey, bir ispat bulamıyorsunuz maalesef. Ne yani vücudum akşam yemeğinde bir paket cips üstü çikolatalı pasta istese oturup yiyecek miyim? Kolesterol, şeker oynamaları ne olacak? Sebzeden nefret ediyorsam vitamini, lifi nereden alacağım? Ya da kahvaltı etmeyi sevmiyorsam bunda bir sakınca yok mu? Bilemiyorum, belki kendi haline bırakılırsa vücut doğru yolu buluyordur ve canı otomatikman kendisi için gerekli besinleri istiyordur ama vücudum o kadar akıllı mı emin değilim doğrusu.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Hani arada milletin burnuna mikrofonu dayayıp sorarlar ya, "en nefret ettiğiniz şey nedir?" diye; herkes de söz birliği ermişçesine "yalandan nefret ederim" der. Asıl yalan bu. Sevsin sevmesin herkes sık sık ya da arada bir yalan söyler, beyaz, siyah, mor, ama söyler işte. Hem yalan yerine göre iyidir, hayat kurtarır, paçayı kurtarır, günü, anı kurtarır. Bence asıl nefret edilesi şey kendi bildiğinin doğruluğundan emin olmaktır; tam karşılığı yok sanırım Türkçe'de, &lt;em&gt;self righteousness&lt;/em&gt; denen şey hani. &lt;em&gt;Dediğim dedik çaldığım düdük&lt;/em&gt;çülük desek onda sanki biraz inat var gibi, ama bu &lt;em&gt;self righteous&lt;/em&gt; tiplerdeki inatçılık değil, lüzumsuz bir bilmişlik, sen giderken ben dönüyordumculuk, o öyle olmaz böyle olurculuk. Ne tahammül edilmez şey! Yaşlılardaki bir nebze çekiliyor yine, yaşına veriyorsun, bir bildiği vardır belki diyorsun, ama genç insanlarda bence en itici, en sıkıntı verici huy bu. Lafa gelince bilmiş bilmiş herkesin doğrusu kendine derler ama kendilerine ters durumlar karşısında fikir belirtmeseler bile içten içe kaşıntı tutar bunları, dili dursa gözünden, dudağının kıvrımından, kaşının kalkmasından anlaşılır senin fikrini onaylamadıkları, dıştan belli etmemeye çalışsalar da içlerinden büyük harflerle haykırırlar "YANILIYORSUN!" diye. Onların hayat tarzları en doğrusudur, seçimleri en mükemmelidir, kararları en isabetlisidir, en iyi çocuğu, sardunyayı bunlar yetiştirir, eşin de balığın da en iyisini onlar seçer. Bir kere de durup &lt;em&gt;belki onun yaptığı da doğrudur, kendince sebepleri vardır&lt;/em&gt; demek akıllarının ucundan geçmez. Hoşgörülü, geniş gönüllü görünmeye çalıştıkça, çabaları sırıtır. İçlerinde bir yargıç elde tokmak sürekli mesai yapar: suçlu! haksız! mantıksız! diye vurur da vurur masaya. Kafalarından akıl taşar gibi görünür ama bir kere yanılıp da bunlara danışan, içini açan kimse ikinci kez akıl fikir filan istemez bunlardan, çünkü bunlarda zaman aşımı kavramı yoktur, ne kadar tozlu olursa olsun anında eski dosyalar raftan iner, kayıtlar gözden geçirilir ve karar verilir, elde zaten yeterli veri mevcuttur, yeni delillere ne gerek vardır. Ağzınla kuş tutsan beraat edemezsin, sabıkan silinmez, hakkındaki hüküm değişmez, ne isen osundur, yaptıkların ve yapacakların da bunun ispatıdır, işte o kadar.&lt;br /&gt;Şişiriyor beni böyle tipler, ama sayıları o kadar fazla ki hangi birinden sakınacaksın?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ne olduğu hiç farketmez, mutlu bir haber istiyorum son günlerde, benimle ilgili olmasa da olur, birinin başına güzel birşey gelsin, beklediğine değsin, biri çok istediği birşeye kavuşsun, uğraştığının karşılığını alsın, başına pat diye harika bir şey geliversin, tam denk gelsin, tesadüfün bu kadarına da pes densin, birinin masalı sonsuza dek mutlu yaşamış diye bitsin... Tabii benim başıma gelse çok süper olurdu ama fark etmez, iyi bir şey olsun da.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-7368281484788190734?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/7368281484788190734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=7368281484788190734&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7368281484788190734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/7368281484788190734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2006/12/bir-akl-bir-fikir-bir-dilek.html' title='bir akıl bir fikir bir dilek'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-2717924383655940439</id><published>2006-12-08T13:13:00.000+02:00</published><updated>2006-12-15T13:08:50.917+02:00</updated><title type='text'>Yıl biterken</title><content type='html'>Biraz daha yazmasam depresyona gireceksin günlüğüm, bunalım küpüm, biliyorum, iyisi mi arayı azıcık kapatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi bir saattir düşünüyorum ne yazsam diye ama kayda ve kaydetmeye değer birşey bulamadım maalesef. Ev-iş-spor salonu üçgeni içinde yuvarlanıp gidiyorum işte. Aslında vaziyet hiç iç açıcı değil: evde yalnızım, iş aynı ruhsuz halinde, salonda ise hayal kırıklığına ve ümitsizliğe kapılmama az kaldı. 1 ayı devirdim değerlerde tık yok. Haftanın en az 4 günü canım çıkıyor ama gram değişim yok. Sadece kondisyonum daha iyi ve kaslarım biraz güçlendi, o kadar. Bu işte bir yanlış var ama nerede bilmiyorum. Yediğime içtiğime dikkat edeceğim diye doğru dürüst yemek de pişirmiyorum, bir şey değil bloglardan indirdiğim tarifler dağ haline geldi, gördükçe moralim bozuluyor, kim deneyecek bu kadar şeyi diye. Bu yemek yapma işi zaten tamamen antrenmanla ilgili, biraz yapmayınca hamlıyorsun. Geçenlerde hanereisine yolluk olarak bir kek yapayım dedim, aman aman. Noel Baba'dan dileğim bu sene çok para sahibi olup kişisel antrenör tutabilmek, bir an evvel istediğim ölçülere kavuşup yine mutfağıma dönmek. Fazla birşey sayılmaz be baba!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havalar sular bir felaket, daha doğrusu felaket kapıda. Küresel ısınma önce Ankara'yı vurdu sanırım, hava bahar gibi. Göçmen kuşlar bir türlü göç etmiyormuş o yüzden. Suyu ise yakında sadece pet şişede görebileceğiz sanırım. Biraz daha yağmur yağmazsa hem hava kirliliğinden boğulup gideceğiz hem de su kesintilerine başlanacağı müjdesini verdi sayın belediye başkanımız, suyu tasarruflu kullanacakmışız. İki yıldır yeşillendireceğim diye dağı taşı sulayan, patlak su borularını günlerce onarmayıp mahlallelere zoraki pastoral hayat yaşatan benim sanki. Bu şehir ne güneh işledi de yıllardır ceza olarak çekiyor bu adamı bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene kötü geçen yılbaşının acısını çıkarmak için bu yıl işe erken giriştim, herkese hediye almaya başladım. Evde de güzel bir sofra ve bol bol televizyon olacak sanırım. Kulağa hiç de çılgın gelmediğinin farkındayım ama geçen sene 9'da ve son derece mutsuz şekilde yatıp uyuduğum için bu kadarı bile yeter adam olana diyorum. Belki son anda bir delilik yapıp evi bile süslerim, belli olmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salondaki pilates hocasına çok karışık hisler beslemekteyim. Kızın vücudu harika, bir gram fazlalık yok, feci esnek, fakat çok da tatlı oluşu nefret etmemi engelliyor. Yine de egzersiz sırasında aynada yan yana halimizi görünce sinir oluyorum elimde değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet sonunda sözlüklere de el atmış, irtica'nın tanımını değiştirmişler. George Orwell haltetmiş, ne senaryolar yazıp uyguluyorlar bu memlekette, ömrü yetseydi de gelip feyz alabilseydi keşke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda film-oyun namına ne seyrettiysek fiyasko çıktı. Casino Royal tüm hareketliliğine ve Daniel amcanın karın baklavalarına rağmen seriden bağımsızlığını ilan etmiş olduğundan sadece geçer not aldı. Babil'i oturup Bush-Blair-Chaney üçlüsü seyretsin, kör gözüm parmağına filmleri sevmiyorum işte. Taş Meclisi taş gibi oturdu midemize, güzelim kitap nasıl bu kadar iç kıyıcı hale sokulmuş bilmem, işi Monica hanımın göğüsleri ve poposuyla kurtarmaya çalışmışlar ama yanlış film, yanlış popo. Grunge saçını başını yolmadan izeyebildi mi acaba filmini merak ettim. Bir de tiyatro fiyaskosu: Oyun Atölyesi'nden Hırçın Kız. Bu da Shakespeare'i yattığı yerde fır fır döndürmediyse ben de şapkamı yerim. Kadın erkek ilişkisinde kadının erkek tarafından baskılanmasını, evcilleştirilip boyun eğdirilmesini anlattığını iddia etse de pek yemedik, yemediğimiz gibi az daha kusacaktık, o kadar. Kate'i oynayan kadının isterik halleri ve çığlıkları -bir satır repliğini bile bağırmadan söylemedi-, kocası rolündeki zibidinin "Gaffur"vari debelenmeleri -pijaması, kirli sakalı, boyu posu ve konuşmasıyla tam bir ilham perisi olmuş adama-, kurgunun sıkıcılığı, oyuncuların soytarılıkları oyunu tam bir sirke çevirmiş. Haluk Bilginer zahmet edip bir provaya bile gitmemiş sanırım. Bunlarla kalmayıp kiraladığımız DVD'lerden de bir hayır gelmeyince (adlarını hatırlamıyorum bile) kendimize toz kondurmayıp, sinemanın kötü bir döneme girdiğine kanaat getirdik. Tiyatrodan beklentimiz zaten o kadar yüksek değil, senede 6-7 oyuna gideriz, biri, taş çatlasa ikisi iyi çıkarsa mutlu oluruz. O kontenjanı da daha önce doldurmuştuk zaten (zavallı arşivimi imha etmeseydim döner bakardım neymiş diye, snıff). Giderayak 3 oyuna daha biletimiz vardı, biri gitti, biri yandı, elde var bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 6 aydır o kadar içime kapandım ki, kimseyi göresim, konuşasım yok. Geçen gün yukarıda bahsettiğim bir tiyatro biletini hanereisi yok diye yaktım, eskiden olsa illa ki birini ayarlar giderdim. Kimseye dert anlatmak, kimsenin derdini dinlemek istemiyorum. Anlatacak iyi bir şeyim yok, kimsenin mutluluğunu da dinlemek istemiyorum. Zaten ufacık olan çevrem giderek buharlaşıyor, hatta geriye pek bir şey kalmadı sanırım. Tabii şairin dediği gibi, kimsenin suçu değil bu, bu benim suçum. Diğer maddelerin yanında suçlarımın temize çekilmesini de 2007'ye havale ettim, hiç halim yok şimdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-2717924383655940439?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/2717924383655940439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=2717924383655940439&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2717924383655940439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2717924383655940439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2006/12/yl-biterken.html' title='Yıl biterken'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-2798222625925302562</id><published>2006-11-15T09:45:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T14:40:16.108+02:00</updated><title type='text'>Sportif çakıltaşının seyir defteri</title><content type='html'>Egzersiz alemlerinde 1. haftamın bitmesiyle zavallı kaslarım biraz huzur buldu. 1 sene salamuraya yatırılmış yaprak kıvamında yaşayıp birden bire kuyruğuna basılmış kedi moduna geçince uyum sağlayamayıp kendilerince tepki verdiler işte. Ama neye alışılmıyor ki mirim?&lt;br /&gt;Spor aşkım düzensiz de olsa zaman zaman depreştiğinden ve her seferinde yeni bir başlangıç yapma hissine kapıldığımdan bugüne kadar çok çeşitli salon tecrübelerim oldu. Büyüğü küçüğü, kalabalığı tenhası her türlü salonun ortak noktası müdavimleridir tabii ki. Dört yanı aynalarla dolu bir salonda kolunu bacağını çalıştırırken sıkılmamak için yapılabilecek iki şey vardır, duruma göre ya hayran hayran ya da kahrolarak kendini seyretmek ya da etraftakileri. Ben ikincisini tercih eden bir kişi olarak senelerin birikimi olan kıymetli gözlemlerimi burada kamu yararına sunmaya karar verdim.&lt;br /&gt;Herhangi bir salonda rastlanabilecek sportif kişiler şöyle sınıflandırılabilir:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Vahşiler:&lt;/strong&gt; Bu tipler karikatürden fırlamış hormonlu domates kıvamında üçgen vücutları ve bir taraflarına kaçmış taytlarından ve kolsuz tişörtlerinden hemen farkedilir, zaten öyle heybetlidirler ki farketmemek için ileri derecede miyop olmak lazımdır. Genelde erkek cinsinden olan ve diğer aletleri, onları kesmediği için fani çirozlara bırakmış bu kitleye ağırlıkların, halterlerin bulunduğu kısımda rastlayabilirsiniz, ama daha sokaktan duyulan inlemevari sesler takip edilerek de şıp diye bulunabilirler. Aneroksikler nasıl asla zayıf olduklarına kani olmazlarsa bunlar da şişkinlikten kolu bacağı gövdesine kavuşmaz durumda oldukları halde şişmeye doymazlar, kaldırır babam kaldırırlar. Bunu yaparken mutlaka hırsla parlayan bakışlarla her hamlelerini aynadan dikkatle izlerler ki 1 mikronluk bir gelişmeyi dahi kaçırmasınlar. Bu kadar ıkınmaya, çığlığa her an nur topu gibi bir dambıl doğuracaklarını sanabilirsiniz, ama kuru ıkıntıdır bunlar, dikkate almayınız. Set aralarında yürümez başka bir boyutta süzülürler sanki. Bu arada kendi ölçülerinin altındakilerle asla göz teması kurmaya tenezzül etmediklerinden tehlike de arz etmezler. Benzer siklette biriyle selamlaşmaları gerekirse bu sadece kaş göz hareketiyle ya da belli belirsiz bir baş sallamayla olur. Yanlarında yörelerinde fazla takılmamakta fayda vardır, zira kendileriyle o kadar meşguldürler ki her an kafanıza iniveren bir aletle çizgi film kahramanları gibi yassılmanız sadece sizin suçunuz olur. Özetle uzaktan seviniz, fındık fıstık atmaktan itinayla kaçınınız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Diri ficutlu beyaz yakalılar:&lt;/strong&gt; Bu tipler (yine erkek) işi vahşiler kadar abartmamışlardır, zira takım elbise giymek zorundadırlar, bir de boyundan aşağısı ne kadar şişerse kafa (dolayısıyla da beyin) o kadar küçük göstereceğinden bu imajı göze alamazlar. Onların amacı zaten formda olup iyi görünmek, mümkünse kendi klasmanında taş hatunlarla kompleksiz şekilde takılabilmektir. İlk grup ne kadar ürküntü vericiyse bunlar da göze o kadar iyi görünürler. Daima çok havalı eşofmanlar giyer, nazar etme ne olur çalış senin de olur havasıyla kasım kasım salınırlar. Bu duruşun arkasında ne de olsa yılların emeği yattığından salondaki görevliler ve diğer müşterilerle tanışıklık ve lüzumsız bir samimiyet içindedirler. Salon onların mekanıdır, onlar ev sahibidir, diğerleri geçici misafirlerdir. Böyle tiplere akıllıca yaklaşılırsa insanın işine yarayabilirler, özellikle dişilerin. Bir iki hayran bakış, dudak büküp "ay nasıl kaldırıyosunuz o kadar ağırlığı!" şeklinde bir iki yağ elemanları kıvama getirmeye yeter. Artık bu samimiyet duruma göre her türlü kullanılabilir, aletleri daha verimli kullanma konusunda tüyo da alınabilir, sosyalleşme vesilesi de yapılabilir, mideye bağlı. Beklentiyi düşük tutarsanız arada eğlenceli bile olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Taş hatunlar:&lt;/strong&gt; Tarafımdan nefret edilesiceler, işi gücü, çoluğu çocuğu yok tabii diye damgalanasıcalar. Bu cinste omuzlar, bisepsler yerli yerindedir, karın, kalça filan yoktur, daha doğrusu olması gerektiği kadar vardır. İnsana bakıp bakıp ben de böyle olabilir miyim acaba hesapları yaptırıp ezberini dağıtırlar. Sonunda genetik olarak böyle olduklarına kanaat getirmekten başka çare bırakmazlar adama. Kıskançlığa son nokta "aman canım kadında da o kadar kas hoş olmuyor" reddedişiyle konulup genelde görmezden gelmeye çalışılırlar. Tabii bu, bencileyin kadınların fikri ve zikri olup 2. grup bunlara büyük sempati beslerken aşağıda bahsedeceğim 4. grup daha fesatça yaklaşır. Salon görevlilerinin erkek cinsi etraflarında pervane olur, onlarsa kıymetlerinin farkındadır, fazla laubaliliğe pirim vermezler. Kısa keselim, yine sinirlendim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. Yeni başlayan hırslılar:&lt;/strong&gt; Ofiste günde 10 saat çalışıp yine de egzersiz de egzersiz diye tutturasıcalar. "Spor yapmak lazım" düsturuyla ha bire baştan başlarlar, hele de çoluk çocuğa karıştıktan sonra evlilikle uçup gitmiş karizmayı azıcık toplama ümidi de gizli ajandalarıdır, benden kaçmaz. Ama hevesleri olsa da iş ve ev yaşamı kendilerini kendilerine adamaya çok izin vermez. Yine de çok hırsla asılır, konsantre olurlar. Motivasyon icabı ve maddi durumları sonucu şık kıyafetleri, değişik aksesuvarları vardır. Önce kas sonra sosyallik der etraflarına çok ilişmezler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5. Yemekte salça kadında kalça'cılar:&lt;/strong&gt; Orta yaşa merdiven dayamış usul usul çıkarken, kulaklarına akranlarının kocalarının bir bir çıtırlara kayma hikayeleri gelmeye başlamışken, yani vakit çok geç olmadan şekle şemale kavuşmayı arzu edesiceler. Röfleli saçları, yaşlarına hiç gitmeyen göbek ve kalça çıkıntıları vardır. Akşam saatlerinde görülenler çalışan kesimdir. İş, ev, eş, muhtemelen çocukla beraber kendi yaşamını da toplamaya olan gayretleri takdirle karşılansa da bu grubun devamsızlığı çok olur. Günlük yaşamda hareket etmekten çok haz etmedikleri için onu kaldır bunu indir çabası kısa sürede umutsuzluk yaratır, 5-6 sefer sonunda paralarını yakmak pahasına işi sulandırırlar. Aletlerde, çalışmaktan ziyade dinlenirken görülürler. Aslında ihtiyaçları biraz motivasyondur ama salon görevlileri genelde ya bezgin bezgin bir köşede oturdukları ya da 3. grupla ilgilendikleri için bunların psikolojisine pek önem vermezler. Biraz azimlileri soluğu tez vakitte step, aerobik gibi toplu aktivitelerde, benzerlerinin yanında alırlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6. Emekliler:&lt;/strong&gt; Genelde yarışmaya karı koca olarak iştirak eden her bakımdan tonton tiplerdir. Muhtemelen doktorlarının tavsiyesiyle ortama düşmüş olup bir kısmı kısa sürede helak olur, havlu atar, bir kısmı olağanüstü başarı gösterip ceylan gibi oradan oraya sıçrar. Bu kısmın kadın olanlarının vücudu tüm tombulluklarına rağmen evde yapılan kültür fizik hareketleri sonucu süper esnek olup nice çiroza saç baş yoldurur. Erkekleri genelde komik şortlar, uyumsuz, koyu renkli çoraplar giyerler ama ne gam, amaç OsmanMüftüoğlu'nun yüzünü kara çıkarmamak, yoksa bu saatten sonra, ilahi ben de!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7. Pos bıyık kirli sakallı tekler:&lt;/strong&gt; Daha önce hiç görmemiştim, bu salonda 3 tanesine denk geldim. Yolda görsem iki adım mesafe bırakırım ama şimdilik zararsız görünüyorlar. Sessiz sakin birşeyler yapıp gidiyorlar. Bilmiyorum ya, ilgimi çekmedi işte, ısrar etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdakiler işin fitness kısmıydı, bir de havuz sakinleri var ki onlar ayrı şenlik:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8. Havuza yüzme amacıyla gelmiş azınlık:&lt;/strong&gt; Havuza başka niye gelinir demeyin, ahalinin pek azı yapması gerekeni yapar, yani yüzer. Bu kısmın kondisyonu olmasa da niyeti genelde iyidir. Havuz yarı olimpiğimsi bir boyutta olduğundan fazla tat almazlar ama yine de azimlidirler. Kulvarı onlarla paylaşmak yerinde olur, insanı daraltmazlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9. Yüzelim güzelleşelim'ciler:&lt;/strong&gt; 1 tur gidip 10 tur dinlenesiceler. Votkadaki zeytin misali durur durur dururlar. Arada durdukları yerde ayaklarını oynatıp durmaya devam ederler. Alışmadık kafada bone durmaz hesabı boneleri tepelerinde kippa tadında durur. Gençlerinin mayosu haşema modeline yakın olup daha yaşlıların bir kısmının slip giydiği gözlenmiştir. Bu duruşlar kapalı, manzarasız bir mekanda oldukça sıkıcı geçtiğinden onlar da etraftakileri izlerler. Madem durucan kenara çekilsene be adam! Pardon.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10. Çiftler:&lt;/strong&gt; Spora çift halinde başlamış olup bu gerçeği bir türlü unutamayıp birbirlerinden ayrılamayanlar. Kol bacak birbirine dolanmış yüzülemeyeceği için ortada bir yerde öyle süspansiyon gibi takılırlar. Eviniz yok mu kardeşim sizin?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11. Kaplıca yerine yolunu şaşırıp havuza gelenler:&lt;/strong&gt; Gribe, kulunca ve bazen de form tutmaya yarar diye aslında sauna ve jakuziye gaz kesip orası kalabalıksa iki kulaççık atıveren geçkince teyzeler. Dün bir tanesi sauna-havuz-jakuzi üçlemesini abartıp ufak bir baygınlık geçirdi. Soyunma odasında bu lüzumsuzluğun nedenini soranlara "Hizlı kilo vereyim dedim." yanıtını veren teyzeye tarafımdan, gayet iyi niyetle "az daha verecek birşeyiniz kalmayacakmış" denmiş olup kadıncağız (Allahtan) hala havalenin şokunda olduğundan cevap verememiştir. (Kendime not: içinden geçirdiklerini yüksek sesle söyleme huyu üzerine çalış, daha çok çalış.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman bu liste daha uzar gider. Akşamın 9'unda sıcacık evinde değil de bir salonda ha babam terleyen tiplerin (ben dahil) hepsi ayrı cins değildir de nedir zaten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.cartoonstock.com/lowres/jkn0029l.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.cartoonstock.com/lowres/jkn0029l.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-2798222625925302562?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/2798222625925302562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=2798222625925302562&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2798222625925302562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/2798222625925302562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2006/11/sportif-akltann-seyir-defteri.html' title='Sportif çakıltaşının seyir defteri'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-116315557123894874</id><published>2006-11-10T12:04:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T09:43:21.121+02:00</updated><title type='text'>şimdi spor haberleri</title><content type='html'>Yokluğunda (&lt;em&gt;çok kitap okudum&lt;/em&gt; diye bir şarkı vardı galiba, ama okumadım maalesef) spor planımı uygulamaya aldım günlükçüm. Geçen pazar o meşum telefondan 1 saat kadar önce bir anda, öyle vahiy gelmiş gibi fırladım yerimden ve bizim oradaki salona gittim. Niyetim önce o salonla sonra şehirdeki eli ayağı daha düzgün, haliyle çok çok daha pahalı, ama benim için gitmesi gelmesi pek pratik olmayacak salonla görüşüp hafta içi birine kaydolmaktı. Ama burası taleplerime (fitness, havuz, pilates) gayet uygun olunca bir baktım kaydoluvermişim, hem de yıllık. Her zamanki gibi orada da beni çileden çıkaracak birilerini buldum. Misal, oraya ilk gelenleri karşılayıp işlemlerini yapacak, onlara salonla ilgili bilgi verecek, işin vitrininde olduğu için ziyadesiyle yıkayıp yağlayacak, tamam ya, en azından sevimli, güleryüzlü filan olması beklenen hatunun mahkeme duvarı suratı, artı sevimsizliği, artı nadanlığı (ne güzel kelime değil mi? Tınısı anlamının hakkını veriyor, &lt;em&gt;mebzul&lt;/em&gt; gibi, dolu dolu, ... tamam tamam dağılmayalım) dakika bir gıcık etti beni. Ben oraya en azından size para bayılmaya gelmiş bir insanım, o surat ne öyle, &lt;em&gt;niye gelip de keyfimi kaçırdın?&lt;/em&gt; der gibi. Neyse ilk günden sinirlenmemek konusunda kendimle anlaştım. Gidecek kilolarımın, yerlerine çıkacak kaslarımın hayaliyle gevşedim, rahatladım.&lt;br /&gt;Tabii spora öyle ha deyince başlanmıyor. Bir kere kıyafet mevzusu var, çok mühim. Eşofmanlarımın hiçbiri insan içine çıkmaya müsait halde değildi. Hepi topu 1 metre penyeye sırf üzerinde şık bir logo var diye dünyanın parasını vermeyi hep reddettiğimden ucuza aldıklarım da bir iki yıkama sonrası kapri kıvamına geldiğinden giyilecek halleri yoktu pek. Bir de motivasyon faktörü vardı tabii, şık giyinelim, güzelleşelim, daha bir şevkle hoplayalım zıplayalım değil mi?&lt;br /&gt;Neyse bu meseleyi hafta sonu birkaç saati alış veriş merkezinin spor ürünleri katında geçirerek hallederim sanmıştım ama yanılmışım. Öyle ha deyince spor malzemesi de bulunmuyormuş meğerse. İlk girdiğim mağaza, düşük ücretle çocuk işçi çalıştırdığı için pek de sempatik olmamakla birlikte, en fazla çeşide sahipti, ama görünürde, bir tane uygun şey bulamadım. Görevli kız içimin tam da sinmediği ve neredeyse üç haneli bir fiyatı olan altı, "lütfen bunu kaçırmayın, bakın bu son, bir daha da gelmez, diğer bedenleri hemen tükendi zaten gelir gelmez" diye burnuma burnuma sokunca daral müşteri tabiatım kendini gösterdi. Bir eşofman altını bu kadar kıymetli ve eşsiz ve bulunmaz yapan şey ne olabilir ki? Sonuçda modeller belli, kumaş aynı, renk dersen yapılan tüm o tantanalı reklamlara karşın siyah, gri ve lacivertten ibaret. İlaç için bir tane kırmızı vardı, işte kızın burnuma dayadığı, onun da modelini pek sevmedim. Bir de hakikaten logo satın almak çok koyuyor bana. O fiyatın daha altına kışlık pantolon aldım daha geçen hafta, bunun ne astarı, aksesuvarı var, ne dikişinde bir incelik. Off böyle giderse evdeki temizlik kıyafetlerini giymek zorunda kalacağım diyerek kızın dediğini yaptım ama içime de hiç sinmedi. Neyse bir tane yetmez tabii, yıkanır, kurumaz filan. Birkaç mağaza sonra daha uygun fiyata üstelik de modeli gayet hoş bir tane bulunca onu alıp derhal diğerini iade ettim, ohh rahatladım vallahi. Gerçi hala bir tane eksiğim vardı ama olsun, o sömürücülere para kaptırmadım ya, mutluyum.&lt;br /&gt;Sportif insanın önündeki ikinci zorluk spor çantası. Spor kişisi çakıltaşı alemlere iş çıkışı akacağından her şeyini yanında götürmek zorundaydı. Yatağa yığdığım götürülmesi elzem eşyalar: Eşofman altı, üstü, tişört, çorap, ayakkabı, aletlere sermek üzere havlu, mayo, kurulanmak üzere havlu, gözlük, bone, terlik, çıkınca takmak üzere bere, su şişesi, işte giyinip çıkacağımdan eğer o gün topuklu pabuç giydiysem eşofmanın altında sırıtmasın diye bir spor ayakkabısı daha (dışarıda giyilenle içeride dolaşılmıyor, salon kuralı). Yığının heybetinden spor sonrası için temiz tişört vs'den vazgeçtim hemen. Evdeki zavallı spor çantaları bu kadarını alamadı tabii, seyahat çantalarından birini tahsis ettim bu göreve. Ama o kadar ağır ki, sırf o çantayı sürüklemek bile fazladan kalori yaktırır zannımca.&lt;br /&gt;Pazartesi sabahı binbir zorlukla kalan eksikleri de tamamlayıp akşama başladım olaya. 3 gün oldu. Fitnes, o gün varsa pilates, üstüne yüzme şeklinde gidiyorum, arada Adrian Adrian diye bağırasım geliyor, ama keyfim yerinde. Filmlerde form tutmak için hırs yapıp kendini salona kapayan tipler olur hani, fonda tempolu bir müzikle kahramanın koştuğunu, kum torbalarını yumrukladığını, deli gibi mekik çektiğini filan gösterirler, biraz öyle hissediyorum. Tabii onlar sonucu on dakika içinde alıyorlar, benimki ne kadar sürecek bilmiyorum. Hafif bir ağrı ve yorgunluk dışında iyiyim. Yalnız iştahım feci açıldı. Bu bir sorun teşkil etmez ümidindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün çok kelepir bir alışveriş yaptım, &lt;a href="http://www.evcini.com/"&gt;onun&lt;/a&gt; sayesinde. Resmini verdiği tencere (spor çantamdan daha ağır, hatta çok çok ağır), ne zamandır arayıp bulamadığım battal boy bir demlik, baharatlar, gıda boyası (ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok, rengi çok güzeldi) ve &lt;a href="http://www.nomu.co.za/translation/turkce.htm"&gt;bu marka&lt;/a&gt; kakao aldım. Bu dükkanı şöyle hakkıyla gezmesi yarım saatten fazla alır ama ben şöyle bir dolaşabildim ancak, süper bir yer. Son tencereyi bana verdiler, "Siz daha fazla getirin müşterisi çok olur bunun." dedim. "Sabahtan beri 4 tane sattık, anlamadık bu ne ilgi." dediler. Ben de "nette çıktınız siz ne haber" dedim. "Haa" dediler. Sahipleri de pek sempatik. İlk fırsatta yine gidecek ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-116315557123894874?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/116315557123894874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=116315557123894874&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/116315557123894874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/116315557123894874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2006/11/imdi-spor-haberleri.html' title='şimdi spor haberleri'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37340658.post-116315275300993109</id><published>2006-11-10T11:17:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T09:43:21.026+02:00</updated><title type='text'>gidişim ani olmuştu ama...</title><content type='html'>Mecburi bir aradan sonra yine açtım kapağını pek muhterem günlük. Ben seni böyle öksüz bırakmazdım ama kader çaktırmadan ağlarını örmüş ne gelir elden. Bir necefli maşrapa yerleştiremedim sana o ara ona yanarım. Külliyen değiştin canım, farkettiğin gibi, bir nevi &lt;em&gt;extreme makeover,&lt;/em&gt; ama bir sor bakalım niye. Kısaca heklendin günlükçüm zavallım, hem de annem tarafından. Şimdi, ben bir pazar akşamı evde, pazar dizilerim için teşkilatı kurmuş, bir elimde dergim, bir elimde kahvem sakin sakin oturmuşken telefon acı acı çaldı. Bizim evin telefonu genelde annem tarafından çaldırılır malum, ama kendisiyle daha sabah saatlerinde, beni (yine) uykumdan uyandırmak suretiyle konuşmuş olduğumuzdan hayırdır diyerek açtım telefonu. Tahmin ettiğim gibi arayan annemdi ama arama sebebi kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir şeydi. Diyaloğumuz (monolog da diyebilirsin sen) aynen şöyle gelişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Canım merhaba, ne yapıyorsun?&lt;br /&gt;-İyiyim anne, oturuyorum öyle boş boş (huzur huzur), siz ne yapıyorsunuz?&lt;br /&gt;-Biz de iyiyiz, oturuyoruz &lt;em&gt;çekirdek hanım&lt;/em&gt; (burada tekinsiz bir kahkaha koyverir, canım annem)&lt;br /&gt;-(sırtımdan boşanan ter eşliğinde, nasıl yani? nayır, nolamaz, nolabilir mi? yeniden: nasıl yani? hisleriyle, konuşmakla inlemek arası bir tonda, bir yandan gülmeye çalışarak, bir yandan ne diyeceğim ben şimdi diye top çevirmeye uğraşarak) Yaaa, ıhıhı, bak sen, ahahah ...&lt;br /&gt;- Şekerim annen artık oldu görüyorsun. İnternetten şu sizin gittiğiniz oteli araştırıken bir baktım bir blogda bahsediliyor, aa baktım bu bizim kız. Nasıl buldum seni ama?&lt;br /&gt;-(allahım sen sabır ver bana, bu kadın daha düne kadar bilgisayarın kapağını açamazdı, şimdi otelleri motelleri netten araştırıp üstüne online Sherlok'luk yaparak gayet anonim bir blog'u hackliyor, ben ne yaptım böyle, ellerimle bir canavar yarattım...) ne iyi ne iyi, eee daha daha nasılsınız, babam nasıl? havalar, sular ... (hafiften başım dönüyor, kalp krizi belirtileri neydi acaba?)&lt;br /&gt;- İyi iyi, hepsi iyi. Ha kardeşinin blogunu da buldum!&lt;br /&gt;- Aa, onun da mı blogu varmış? (bu yeni haber işte) bilmiyordum, ne güzel, ne güzel... Anne ocakta yemeğim var, ben sizi biraz sonra arayayım mı?&lt;br /&gt;-Tabii kızım, hadi öptüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba ne kadarını okudu, ne okudu, ben ne yazmıştım ki bu kadar telaş ediyorum, gören de gizli undergroung hayatımı ifşa ettim sanır, olsa dükkan onun. Ama yine de kendimi 13 yaşında mektupları okunan, bunun farkına varınca çok içerleyen savunmasız kız gibi hissettim. Kızdım, şaşırdım, ona o laptopu verdiğim güne saydırdım ve soluğu bilgisayarın başında aldım.&lt;br /&gt;Nasıl paniğim anlatamam. İsim değiştirmeyi, yedek almayı herşeyi denedim, beceremedim ve tek çare olarak &lt;em&gt;sil&lt;/em&gt; tuşu kaldı maalesef. Ve 1 yıl 1 aylık bebeğim sanal çöplüğe gidiverdi.&lt;br /&gt;Tabii derhal kardeş arandı, o da başına gelenlerden haberdar edildi. Meğerse bir iki ay olmuş o da başlayalı. Annemi o da allaha havale etti, ben o kadar araştırdım, kendimi google'da bulamadım, o nasıl buldu acaba diye hayretler içinde kaldı, blog adını kaybedeceğine üzüldü. "Böyle birşey de ancak bizim evde yaşanır." diyerek son noktayı koydu.&lt;br /&gt;İşte böyle canımın içi, seni detokslayıp azıcık tornadan geçirmeyi düşünürken baştan yaratmak zorunda kaldım. Ne güzel alışmıştık birbirimize yuvarlanıp gidiyorduk, ama yine de başlangıç başlangıçtır, öyle değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37340658-116315275300993109?l=etegimdeki-taslar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/feeds/116315275300993109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37340658&amp;postID=116315275300993109&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/116315275300993109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37340658/posts/default/116315275300993109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://etegimdeki-taslar.blogspot.com/2006/11/gidiim-ani-olmutu-ama.html' title='gidişim ani olmuştu ama...'/><author><name>cakiltasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15862374864368768145</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/120/292166100_0931d62965_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
