2.2.07

sobe

Ycurl beni sobelemiş Gerçi bu blog sayesinde etekte taş maş kalmadı ama bir düşeneyim bakayım.

1. Eskiden pek yoktu, son senelerde düzen tertip takıntısı peydahlandı bünyemde. İki elim kanda olsa, hastalıktan sürünüyor olsam ortalık, masam, arabam, yatağım toplu olacak. Kendim ve hanereisi (bu takıntının sebebi biraz da onun korkunç dağınıklıdır) yetmezmiş gibi gittiğim arkadaşlarımın evini filan da toplar buluyorum bazen kendimi, acil ıslah olmayı diliyorum.

2. Yapmam gereken birşey olduğunda, çok önemsiz, hiç acelesi olmayan birşey bile olsa aklıma ilk geldiği anda yapmam lazım, yoksa içime dert olur. Sırf o güne planladım diye 40 derece ateşle perde yıkamak, bir mağazada beğendiğim birşeyi daha iyisini bulur muyum diye başka mağazalarda arayıp bulamazsam dünyanın yolunu kat edip geri dönüp almak (ertesi gün önünden geçeceğimi bile bile) gibi. Çok yıpratıcı olabiliyor.

3. Çantam ve ceplerim alışveriş, kısa ve uzun vadeli yapılacak işler listeleriyle doludur. Listesiz iş yapamam. Dalgınlık ve unutkanlığımın üstesinden böyle gelmeye çalışıyorum.

4. Geç kalkmayı, gündüz uyumayı hiç sevmem, mühim bir işim olmasa bile güneşi kaçırdım mı keyfim kaçar, gece geç saate kaldım mı da suçluluk duyarım; küçüklük şartlanması olsa gerek.

5. Sigaradan nefret ederim, içenlere de (hanereisi dahil) nefret-acıma karışımı derin hisler beslerim. Kokusunu 1 km öteden alırım, yanımda içildi mi faranjit, evimde içildi mi sinir olurum. Hele çocukların yanında içilmesine hiç tahammülüm yok. Geçenlerde hamile bir arkadaşım ve eşi içiyorlardı, bık bık konuştum, hanereisininkini söndürttüm, onlar devam etti; kendi bebekleri sonuçta, ben niye cadılık yapıyorsam!

6. Bu da bonus olsun: Öğrenciyken yurtdışında, medeni bir Avrupa ülkesinde mesela, birkaç sene okumayı çok istemiştim, sırf düzgün işleyen trafik, insanca muamele görmek, temiz sokaklarda yürümek, parkları, müzeleri bol bir yerde yaşamak, bir de tabii tamamen yabancı bir çevrede kendi ayaklarım üzerinde durmak nasıl olur görmek için. Kısmet değilmiş. Belki davulun sesi uzaktan hoş geliyordur, oraların da kendine has sıkıntıları vardır ama görmeden bilemem. Şimdi daha çok yurtdışından yazanları okumamın sebebi de bu olsa gerek.

İnsan kendinden bahsetmeye başlayınca susamıyor bir türlü, en iyisi keseyim burada. Sobelenmedilerse Dory'e ve epeydir sesi çıkmayan Pinky'e elim sende diyorum.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home