15.3.07

hop hop hop dönüş tonton

Küresel ısındık, ah vah deyip duruyordum ama bu testten pek iyi bir not alamayacağım sanırım. Her ne kadar arabam en az seviyede emülsiyon çıkaranlardan olsa da her gün ve tek başıma kullanıyor olmam işi kötü bozuyor. Evde tüm lambaların watt'ını azalttım, bir lamba açık unutulduysa hiç üşenmem kalkar kapatırım, televizyonu artık asla uzaktan kumandayla kapatmıyorum, alışveriş sırasında elimde bir poşet varsa sonraki aldıklarım o poşeti doldurana kadar torba almam, bunlar iyi şeyler, ama çöpleri ayrı ayrı atmadığımızdan cam, aluminyum vs öylece gidiveriyor. Eve en yakın pil kutusuna ancak arabayla gidebilirim, ama istesem çok da zahmet olmaz. Çok eksik var yani.

Ofiste de resmi olarak bir yere gidecek ya da dosyalanacaklar dışında her türlü baskıyı müsvette kağıda alsam da benim bireysel çabam 60-70 civarında kişinin çalıştığı binamızın adeta hızar gibi işlemesine engel olamıyor. Çoğu işin bilgisayarla, telefonla halledilmesine karşın her ay top top birinci kalite kağıt alınıyor, önemli bir kısmı çöpü boyluyor.

Birkaç ay önce ISO zoru belasına "çevre duyarlılığımızı" dosta düşmana ve de müfettişlere göstermek için katlara dalga geçer gibi birer plastik çöp kovası kondu. İnsanlar ilk heves kağıtları attılar ama kovaların kapasitesi ve kişilerin ilgisi yeterli olmadı ne yazık ki.

Elin oğlu geri dönüşümü fabrikalarda hijyenik ve insani koşullarda yaparak dünya kadar para da dönüştüredursun bizde bu işi sokaklardan ve çöplüklerden o zamana kadar büyük miktarı kullanılamayacak hale gelmiş bu malzemeleri toplayan talihsiz insanlar yapıyorlar. Mümkün olduğunca az ziyan olsun diye evden çıkan (ve korkunç miktarlarda olabilen) atık kağıt-gazete-dergileri ayrı torbalarda atsam(k) da sonuçta bunlar da diğer çöplerle toplanıyor, kurtulabilenler bir şekilde geri dönüyor.

Bu uzun girizgahtan sonra insanlık için küçük, şirket için orta, kendim için büyük bir adım atıp ANÇEVA'dan katlara konmak üzere atık kağıt kutuları aldırdım. Benim gibi çoğu kez kendine müslüman biri için gerçekten büyük bir hareket bu. Çok cüzi fiyata alınan kutulara atılan kağıtlar belli bir miktara gelince gelip alıyorlar. Geliri neye harcanıyor onu maalesef öğrenemedim (umarım iyi bir şeyedir) ama epeyce araştırmama rağmen kutu veren ve kağıtları da toplayan başka bir kuruluş bulamadım.

Konuyu araştırırken çarpıcı bilgiler de öğrendim; örneğin yıllık olarak kişi başına kağıt tüketimi ABD'de 332kg'ken Türkiye'de 42kg'mış. Bu bizim az okuyup yazdığımızı mı gösterir, gelişmişlik seviyesiyle ambalaj kullanımının da arttığını mı yoksa süper tutumlu insanlar olduğumuzu mu bilmiyorum. Her yıl kağıt elde etmek için dünyada ormaların %1,3'ü yani 40 milyon hektar ağaç kesiliyormuş, üretim için kullanılan enerji ve diğer hammaddeler ve sonrasında çıkan atık da cabası. 1 ton kağıt elde etmek için 30 yaşında 60 ağaç kullanılıyormuş.

Kaba bir hesapla 1 top orta kalite kağıt 2kg gelse, haftada 2 top harcanan bir ofiste (bazen sırf bizim katta günde 1 top gidiyor, derhal istatistik tutmam lazım) yılda en az 6 ağaçlık kağıt kullanılıyor demektir, ki bu diğer kağıt ürünlerini kapsamıyor.

Özetle durum vahim. Bu saatten sonra bir ucundan tutmak neye yarar bilmiyorum ama en azından vicdanım biraz rahatlar belki.

6 Comments:

At 01:31, Blogger Sndrfknella said...

Eski yazılarınızdan birine uzun uzun yorum yazmıştım, ama bulamadım. İzlediğiniz oyunlar ve hayal krıklıkları ile ilgiliydi yanlış hatırlamıyorsam :)

Tüm yazılarınızı okudum. Çok keyifli bir anlatımınız var.

Sevgiler

 
At 19:05, Blogger Ilgaz Gürses said...

sndrfknella (nasıl okunuyor acaba?), ne yazık ki eski yorumunuz elime geçmedi, yorumlar mail onayıyla geliyor, belki bir sorun olmuştur. Uzun uzun yazılmış bir şeyin kaybolması çok sinir bozucu, kusura bakma.
Bu yorumunuz ve düşünceleriniz için çok teşekkürler. Görüşmek üzere.

 
At 19:00, Blogger pinomino said...

Yaşasın Ankara'da bir çakıl daha var:))
ani bir giriş oldu ama çakıl taşlarının karışması sonucu geldim buraya:)..nedenini blogumdan anlarsın zaten:)
çok öpüyorum ve yeniden görüşmek üzere diyorum:)
sevgiler kucak dolusu:)

 
At 14:10, Blogger Ilgaz Gürses said...

Ben de senin blogunda hem çakıltaşı, hem Ümitköy'ü gördüğümde heyecanlanmıştım, hatırlayamadığım bir arkadaşım mı var diye, sonra yazının devamında bir "isim" benzerliği olduğunu gördüm; üzülmedim desem yalan olur, keşke benim de eski bir arkadaşım ortaya çıksaydı böyle :)

 
At 18:04, Blogger Lapis lazuli said...

Merhaba,
son yazdiklarina yorum birakilamiyor mu merak ettim, ben mi beceremiyorum :)

 
At 10:54, Blogger Ilgaz Gürses said...

Haklısın Cano, blogger inatla otomatik olarak yorum kısmını kapatıyor, yazıyı gönderirken "yorumlara izin ver"e tıklamayı unutunca da böyle oluyor. Hatırlattığın için teşekkürler.

 

Yorum Gönder

<< Home